Mü’minin dünyada işlediği iyilikler aslâ zayi olmayacaktır. Allahüteala ahirette hem iyiliklerinin karşılığını verecek hem de kullarının hata ve kusurlarını bağışlayacaktır. Böyle bir sonuç, hiç şüphesiz her Müslümanın erişmek istediği büyük bir mutluluktur.
Muhâsebe, insanın yaratılış gâyesi doğrultusunda kendisini hesâba çekmesidir. Bir işe başlamadan, bir adımı atmadan, bir sözü söylemeden önce sonunu hesab ederek hareket etmek, sonradan duyacağımız pişmanlık ve yanlış anlaşılmalara önceden mânî olmaktır.
Bir mü’minin tevâzû sahibi olabilmesi ve amellerini makbûl bir şekilde îfâ edebilmesi için acziyetini idrâk ederek kusurlarını görmesi lâzımdır. Zira kulluğun şiârı; acziyet ve noksanlıktır.
Mü’min; din kardeşlerinin değil, kendi hatâ ve kusurlarının derdinde olmalıdır. Kusur arama hastalığının pençesinden kurtulmalı ve başkalarına kızıp tenkit etmenin, kendisini temize çıkarmayacağını bilmelidir. Zira önce kendini, hatalarını bilmeli ve kendi ile meşgul olmalıdır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor: “Allah bir kuluna hayır murad edince onu dinde fakih kılar. Yani o kuluna dînin hükümlerini öğrenmeye istîdad verir. Ona kuvvetli hafıza, anlayış verir. Onu dünyaya tapmaktan korur. Ayıplarını gözlerinde canlandırır. Yani yaptığı kusurun derhal farkına varıp tövbe eder.” (Beyhakî)
İstiğfârın belli bir sayısı yoktur. Hadislerde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in günde yetmişten fazla tövbe ve istiğfâr ettiği rivayet edilmiştir. Yetmiş ve yüz rakamları çok istiğfâr edilmesi gerektiğini belirtmek için söylenmiştir. Bizim için tövbe ve istiğfârın asgarî rakamı yüz olmalıdır.
Müslüman kimlik ve kişilik bozulmasından kaynaklanan ve başarısızlığımızı tetikleyen belli başlı zaaflarımız...
Kendini mükemmel kabul eden insanlar, eksiklerini düzeltmeye yönelmezler. Çünkü o eksikliklerin varlığını kabul etmezler. Bu, ancak o eksiklikleri idrak edip kendini böbürlenmekten koruyabilenlerin işidir.
Allah için yapılan hizmetlere nefsâniyetin karıştırılmaması son derece mühimdir. Hizmet ehlinin en çok dikkat edeceği husus, muvaffakıyeti kendinden değil, Rabbinden bilmektir. Kendine izâfe etmek, şımarmayı ve kibirlenmeyi meydana getirir ki, bu mânevî bir felâkettir.
Ramazan sabırla özdeşleşmiş bir ay. Bir sabır talimhanesi… Üstelik insanın en tahammülsüz ve aceleci olduğu yerlerde yapıyor bu talimi; yeme, içme, şehevi arzular gibi.