Yeryüzünün ötelere açılan bir penceresi mesabesindeki ilk kıblemiz Mescid-i Aksâ’yı zâlimlerin elinden kurtarmak, ümmet üzerine bugün için önemli farzların başında gelmektedir. Bu farz yerine getirilmediği sürece tüm ümmet, tek tek, cemaat cemaat, devlet devlet sorumludur. Herkes kendi iktidarı çerçevesinde bir şeyler yapmanın yolunu bulmak durumundadır.
Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye şu tavsiyesi de dikkat çekicidir: “İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca lâflamaya başlar, lâf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflâh etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir...”
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen “Vahyin Kutsadığı Şehir: Kudüs” başlıklı uluslararası toplantının sonuç bildirgesinde “Kudüs, Filistin devletinin ebedi başkentidir” denildi.
Rabbimiz, insanları samimiyet testlerinden geçirip imtihan ediyor; mü’minle kâfiri, mücâhid ile tembeli ayıracak, onlarca imtihandan geçiriyor. Elbette bu imtihanları kazananlarla kaybedenler de bir olmaz. Zira bu, Allâh’ın adâletine aykırı…
Mescid-i Aksâ için atmalı kalplerimiz… Kudüs için yanmalı içimiz… Filistinli kardeşlerimiz için kaçmalı uykularımız… Yediğimiz her lokmada aklımıza gelmeli Kudüs… Yaptığımız her işte O’nu düşünmeliyiz… Ne yapabiliriz diye düşünürsek Kudüs için; en güzel reçete olsa gerek: “Kendimizden başlamamız...”
Kudüs direnişinin sembolü haline gelen 16 yaşındaki Fevzi el-Cuneydi," Kardeşimle, arkadaşlarımla birlikte Filistin'e, vatanıma, toprağıma ve başkentimize, Müslümanların başkentine sahip çıkmaya çalıştım." dedi.
Biz kendimizi içinde bulunduğumuz gafletten, tembellikten kurtarmadan Kudüs düşmandan kurtarılamayacaktır. Haydin hak yolunda seferberliğe, nemelazımcılığa, uyuşukluğa, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesine savaş açmağa, Kudüs ile yeniden dirilmeğe!
Beytullah Demircioğlu Altınoluk Dergisi'nde "Dünya Gündemi" köşesinde geçen ayın öne çıkan hadiselerini analiz ediyor.
Acılar kasıp kavuruyor ümmet coğrafyasını, bu doğru. Bazen Bosna’da yanıyoruz, bazen Arakan’da... Doğu Türkistan’da, Filistin’de hep yanıyoruz, Çeçenistan’da hep... Kudüs bitmeyen yürek sızımız. Ama ümit hep var.
Selahaddin Eyyûbî, Kudüs’ün fethi için gece gündüz düşünüp ıstırap içinde kıvranırken şöyle dedi: “Kudüs işgal altında iken nasıl olur da bir Müslüman gülebilir? Kudüs işgal altında iken nasıl olur da bir Müslüman rahat yemek yeyip, rahat su içip, rahat uyku uyuyabilir? Böyle bir şey mümkün mü?”