Allah'a karşı (c.c) havf ve reca yani korku ve ümit içerisinde olmanın dengesi nedir?
Altın Silsile’nin onuncu halkası, Pîsuvâ-yi Ârifan; Muhammed Arif Rivgeri Hazretlerinin hayatı...
İyi bir Müslüman hayatı, ancak korku ile ümit arasında (beyne’l-havf ve’r-recâ) yaşanandır. Bazen cemâl bazen celâl sıfatlarını düşünerek Allah Teâlâ’ya karşı son derece saygılı ve korkulu, ama aynı zamanda büyük bir ümitle dolu olmak gerekir.
Muhabbetin alâmeti, şikâyet etmemek… Muhabbetin şartı; namaz, oruç, hac, zekât, gece yolculuğu, çile ve riyâzât cehd ü gayretidir. Ammâ “muhabbet eri olmak” bunları yapmaya sabr u karar ile olur. Şikâyetle söylenmek, padişahın atına çan takmak gibi ayıptır.
Îmân yüreğe kökleşince kişi hayata hep o pencereden bakar. Böyle biri için korku ve ümit kapısı yalnız Rabbidir. O’nun adına üzerine düşen sorumluluğun farkındadır ve her fırsatı bu uğurda değerlendirmek ister.
Âyet-i kerîmede buyrulur: “Ey îmân edenler! Eğer siz, Allâhʼa (Allâhʼın dînine) yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed, 7) Bilhassa son nefeste; îmanda sebat edebilmemiz için, ömür boyunca Allâhʼın dînini yaşama ve yaşatmanın gayreti içinde olmalıyız. Allâhʼın dînine yardım etmek ise, darda kalan müslümanların imdadına koşmayı da ihtivâ eder.
Son nefes hususunda peygamberler hâricinde hiç kimse teminat altında değildir.