Allah Teâlâ, varlıkları bir kaderle yaratır ve o kaderle yürütür.
Allâh’ın, mahlûkatın olmuş ve olacak bütün işlerini onları yaratmadan önce ezelî ve ebedî ilmi ile bilip belirlemesine “kader” denir. Allâh’ın önceden bilip belirlediği şeylerin, zamanı ve şartları hâsıl oldukça meydana gelmesine de “kaza” denir. Kazâ ve kadere inanmak da îmanın bir rüknüdür.
Ashab-ı kiramın kadere inancı nasıldı? Sahabenin kadere inancı...
Kaza ve kadere imanın insan hayatına etkisi nedir? "Zafer Allah'tandır (c.c)." diyen bir neslin kaza ve kader anlayışı nasıldı? Batı düşünürleri, Osmanlı'daki kaza ve kader anlayışını ve duydukları hayranlığı nasıl dile getiriyor?
Allâh Teâlâ, insan için takdîr buyurduğu fiilleri iki kısımda tecellî ettirmiştir. Ef’âl-i ıztırâriyye (zarûrî fiiller) ve Ef’âl-i ihtiyâriyye (tercihe bağlı fiiller)...
Kadere iman, her şeyin Allah tarafından tanzim ve tertip edildiğine îtikad etme mânâsına geldiğinden, her şeyden evvel insanın zihnine bir nizam fikrini yerleştirir.
Kâinâtta her şeyin ilâhî bir kalemin çizgisine göre meydana geldiğine inanmak zarûrîdir. Kader, îmânın altı şartından en mücerredi olmasına rağmen, aslında herkesin ittifakla kabullendiği bir gerçektir.
Gözün görme, kulağın da işitme tâkati belli bir mesâfeye kadardır. O mesâfeden uzak olanı görmek ve işitmek imkânsızdır. Bunun gibi kazâ ve kaderin de lâyıkıyla idrâki, beşerî tâkatin üzerindedir. Çünkü bizler, hâdiseleri sebep ve bahânelerle bilip çözmeye çalışırız. Onun ardındaki hikmeti ekseriyetle idrak edemeyiz.