Hazret-i Mûsâ'nın dediklerine itaat eden ve güzel bir kul olma yolunda olan Kârûn, şeytanın oyunu ile nasıl Hazret-i Mûsâ ve Allah'a (cc) karşı isyan edip zalimleşti?
Hak dostu ârif kullar, nefislerine karşı dâimâ teyakkuz hâlinde bulunmuş, en ufak bir gurur, kibir ve enâniyet durumunda derhâl kendi nefislerine haddini bildirmişlerdir.
Kibrin ve kinin başlangıcı, her türlü nefsânî arzulardan, bilhassa Kârûn gibi bir zenginliğe ve dünyevî isteklere karşı duyulan aşırı sevgidendir. Bu aşırı arzuların gönüle yerleşip kalması, kök salması da âdet ve alışkanlıktandır.
Yüce kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’de, son nefesinde îmânlarını kurtarma mücâdelesi veren sâlih kullar birer örnek şahsiyet olarak sergilendiği gibi, bunun zıddına sâlih bir ömür sürerken nefsâniyetlerine râm olarak sonradan küfre dûçâr olmuş bir şekilde ölenlerin hazîn âkıbetleri de, birer ibret levhası hâlinde sergilenmektedir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, hizmet ve ibadetlerin ehemmiyeti ile birlikte kavimlerin neden ve nasıl helâk olduklarını anlatıyor.
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Bütün fiil ve sözlerinizde, kendi güç ve kuvvetinizden vazgeçerek Allâh’ın güç ve kudretine sıkıca sarılın!”[1]
Çalışmak, helâl yoldan mal-mülk sâhibi olmak elbette İslâm’ın güzel gördüğü ve teşvik ettiği bir durumdur. Şu kadar var ki, bunları putlaştırıp kalbe sokmadan Hak yolunda infâk etmek gerekmektedir. Aksi hâlde servet, dünyada hamallık, âhirette acıklı bir azap sebebi olur.