Sultan 2. Abdülhamît’i tahttan indirildiğini tebliğ için parlamentoca seçilmiş bulunan dört kişilik hey’ete ısrarla Selânik mebûsu yahûdî Emanuel Karassou kendisini de dâhil ettirmiş bu duruma sultan da içerlemiştir.
Sultan II. Abdülhamid Han’ın torunu Nilhan Osmanoğlu, “Osmanlı’ya kim hasret değil ki! Biz bu topraklarda yaşıyoruz, biz bile hasretiz. Filistin’de bulunma şansım oldu. Filistinlilerin gözlerindeki aşkı, sevgiyi, bekleyişi görmeniz lazımdı” dedi.
İttihat ve Terakkî idâresinin cehâlet ve hıyânetinin lâyıkıyla anlaşılıp takdîr edilebilmesi için, kiliseler meselesinin kısaca îzâhı zarûrîdir.
Memleketi yağmayla talan eden İttihat ve Terakkî erkânı, Sultan Abdülhamîd Hân’ın bertarafıyla rahatça kuruldukları mevkîlerde ülkeyi câhilâne bir sûrette idâre etmeye başlamışlardı. Yumuşak huylu bir pâdişah olan Sultan Reşad, kendilerinin elinde âciz bir kukladan farksızdı.
Sultan II. Abdülhamid Han, Hareket Ordusu'nun İstanbul'a gelerek kendisini tahttan indirmesinin ardından İttihat ve Terakkî’nin yaptığı yağma, zulüm, haksızlık ve benzeri aşırı derecede menfaatperestliğini görenler “ne bekledik, ne bulduk” dercesine yaşadıklarını anlatarak bir dönemin menfi hasletlerini âdeta dile getirmişlerdir.
Yahûdîler, Filistin’e göç edip yerleşmek gibi ilk nazarda mâsumâne görünen arzularının Sultan Abdülhamîd tarafından mutlak bir sûrette redde mahkûm olduğunu gördükten sonra, artık o büyük şahsiyeti bertaraf etmedikçe emellerine ulaşamayacaklarını düşündüler.