Sohbeti tesirli kılan “ihlâs”tır. Ancak samimî bir kalpten gelen sözler, kalplere yol bulabilir. Kelimelere yüklenen mânâların kalplere nakşedilerek muhâtapların şahsiyetini olgunlaştırması ve davranışlara intikâli, ancak ihlâs sâyesinde mümkün olabilir. Gerçek mânâda icrâ edilen bir mânevî sohbetin en mühim göstergesi, böyle bir tesir bereketinin görülmesidir.
Tasavvufi sohbetlerin ibâdet vecdiyle yapılabilmesi ve ondan arzu edilen neticenin hâsıl olabilmesi için, sohbet eden ve sohbete gelenlerin riâyet etmesi gereken bâzı âdâb ve kâideler vardır. Zira âdâbına riâyetle ve rûhânî bir heyecanla yapılan işlerden güzel netice alınırken, usulsüzce ve gâfilâne yapılan işlerden hayırlı bir netice alınamayacağı âşikârdır. Sohbet edenlerin vasıflarını sizler için derledik.
Nakşîlikte sohbet ve ictimâîleşmek esastır. Bu sebeple, tek başına tenha bir yerde halvete girmek değil, zâhiren kalabalıklar içinde olunsa bile, kalben Hak Teâlâ ile halvet hâlini sürdürebilmek daha makbûl görülmüştür. Yani “kesrette vahdet” hâline ulaşabilmek tavsiye edilmiştir.
Allah dostlarının, insanların rûh ve kalbine tesir maksadıyla kullandıkları en mühim vâsıtalardan biri olan sohbet ve zikir meclisleri, ilâhî rahmet, huzur, rûhâniyet ve feyzin sağanak sağanak yağdığı dünyadaki cennet bahçeleridir. Zira nefsini tezkiye, kalbini tasfiye etmiş bir kimsenin sözlerinde, yaşadığı hâlin duyguları yüklüdür. Bu duygularla ve ihlâsla söylenen sözler, muhâtabın kulağından kalbine yol bularak, hayırlı tesirler hâsıl eder ve ebedî saâdete vesîle olur.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, ayet-i kerîmeler ışığında mânevî hâlin yükselmesi için gerekli olan üç şartı anlatıyor.
Ebû Hüreyre ile Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.” [1]
Şâh-ı Nakşibend Hazretleri manevi sohbetin önemini şöyle anlatıyor: Kişi, insanlarla beraber olup onlara hizmet edince, halvete çekildiği zamanlardan daha fazla gönül huzûru elde eder. Yani kesrette vahdeti yakalar, kalabalıklar içindeyken Cenâb-ı Hak ile beraber olabilirse, gönlü daha fazla huzûra kavuşur. Bizim yolumuzda gönül âlemi ancak bu şekilde inkişâf eder. Bizim yolumuz sohbet yoludur. Halvette şöhret, şöhrette ise âfet vardır. Hayır ve bereket, birlik ve beraberliktedir. Birlikte olmak, sohbetle mümkündür.
Seyyid Emîr Külâl Hazretleri vefât ettiği hastalığında talebelerine şu vasiyette bulunmuştur.
Muhterem Mûsâ Efendi -kuddise sirruh-, sohbetin feyz ve bereketine nâil olabilmek için onun âdâb ve erkânına uymak gerektiğini ısrarla ifâde eder ve şöyle buyururdu...
Gül ve çiçek manzaraları, en haşin ve nâdân bir insanı bile tebessüm ettirir. Onun için, insanlara rehberlik yapan ve sohbet eden kişiler de böyle gül tabiatlı olmalı, en katı kalpleri bile yumuşatıp, en abus çehreleri dahî gülümsetebilmelidir. Tebessüm, bir sohbetçinin tabiat-ı asliyesi hâline gelmelidir.