İslami ibâdetlerin ilk rüknü dînin direği, îmânın nûru, mü’minlerin mi’râcı namazdır.
Âdâb ve erkândan uzak bir gönülle kılınan ve içine iblisin dahlinin karıştığı namaz ise, âdetâ kulun yüzüne çarpılacak bir günah paçavrası hükmündedir.
Namazdan uzak kimseler, dünyâ hayatında bereketsiz bir ömür yaşar. Sîmâlarında ilâhî güzelliğin nûru kalmaz. Hiçbir iyiliğine sevap verilmez. Duâları kabul olmaz. Sâlih kimselerin sevgisinden mahrum kalır.
Şâyân-ı ibrettir ki, gönül için ızdırap, çile ve elemleri sürûrla yoğuran bir lutuf sadedindeki bayramlar, namazla başlar. Bu bakımdan dünyâda namaz ehli olanlara âhıret hayatının bir bayram olarak lutfedileceğini düşünmek kâbildir.