Yüreğinde dâvâsını dert edinen her dâvâ adamı, her fırsatı kendi ideali uğrunda değerlendirmesini bilir. Mazeret aranırsa, insan nefsi sayısız gerekçeler üretebilecek fıtratta yaratılmıştır. Önemli olan gönülde mazeretin olmamasıdır.
Kötü huylu, riyâkâr, kibirli ve egoist kimselerde görülen zâhirî güzelliklerse, sun’î bir makyajdan ibarettir. Onlarda kalbî derinlik, takvâ, ihlâs ve samimiyet olmadığı için, bu sahte güzelliklerin hiçbir kıymeti yoktur.
Kâmil bir mü’min olabilmek için, sadece farzların îfâsı ve haramlardan sakınmak yeterli değildir. Îman heyecanıyla dolu bir gönül hassâsiyeti de gereklidir.
Nebevî terbiye ile yetişen sahâbe-i kirâmın hayat tarzı bizler için eşsiz bir numûnedir. Onların âhiret yurdunu özleyişleri ve şehîd olma iştiyakları dillere destandır.
İmânın ilk meyvesi merhamettir. Fakat merhamet hissi, davranışlarla ortaya konulmadığı takdirde ispata muhtaç bir iddiâ olarak kalmaya mahkûmdur. Onun en güzel fiilî ifâdesi de, Allah için yapılan hizmetlerdir.
Ashâbın infak seferberliğinden nasîb alan Osmanlılar da, vakıf mevzuunda pek büyük hizmetlerde bulundular.