Kat kat ışıklar arasında, Kur’an ve Peygamber rehberliğinde, emniyet ve huzur içinde ebedi saadet yolunda ilerleyen mü’min ve karanlıklar içinde, çaresiz, rehbersiz, korku ve endişe dolu bir yolculuğun şaşkın yolcusu münkir. Kim hangi konumda olmak istiyorsa buyursun tercihini yapsın.
Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül, "Allah’ın istediği kul nasıl olmalı?" sorusuna cevap veriyor...
Cennet ve Cehennem; her dîne göre değişebilen göreceli/izâfî kavramlar değildir. Şirk ve küfür üzere olan Yahudi ve Hıristiyanları, Cennete gönderme çabaları da içi boş düşüncelerin ürünü olup, dînî bir delili yoktur. Zira Allâh’ın emrettiği şekilde îman etmedikçe, kimsenin cennete girmesi mümkün değildir.
Yarın âhirette gülebilmek için, bugün çokça gözyaşı ve alın teri dökmek gerekir. Zira bedelsiz bir mükâfat beklemek, abesle iştigaldir.
Yaratıklar içinde sadece insanlara ait olan ahlâk, İslâm’da dinin ana bölümlerinden biridir. Bizzat sevgili Peygamberimiz “ahlâkî üstünlükleri tamamlamak için gönderildiğini’1 bildirmiştir. Yüce Kitabımız da, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i «en üstün ahlâka sahip»2 olarak tanıtmıştır.
Sahâbî, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den ne almıştı?
Yaratılmış bütün varlıkların ilmi, onları yaratan Allah Teâlâ’nın ilmi yanında deryadan bir katre hükmünde olduğundan, insanın sınırlı aklıyla kavrayamayacağı nice ilâhî sır ve hikmetler vardır.
Efendimiz’in irtihâlinden sonra Hazret-i Ömer’in ağlayarak şöyle bir mersiye okuduğu nakledilmiştir:
Her iddiâ, ispata muhtaçtır; ispat ise delil ve şâhitlere... İnsanın Allâh’ın huzurundaki en büyük iddiâsı, O’na îmân ettiğini söylemesidir. Bu iddiânın ispatı, hayat boyunca sergilenecek olan sâlih ameller ve istikâmet üzere bir yaşayıştır.