İbadetlerin zâhirî şartları kadar bâtınî şartları da ehemmiyetlidir. Nasıl ki namaza, tahâret, abdest gibi zâhirî şartlar ikmâl edilmeden başlanamazsa; ihlâs, huşû ve huzûr gibi kalbî şartlar sağlanmadan, yani kalp mânen hazırlanmadan da namaza başlanamaz.
Tasavvuf, Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen takvâ, huşû, tevbe, rızâ gibi kalp amellerinin nasıl gerçekleşeceğini; bunun zıddına, riyâ, ucub, kibir gibi kalbî marazların nasıl bertaraf edilebileceğini Kur’ân ve Sünnet’ten alıp tatbikî olarak öğreten bir eğitim yoludur.
Sohbet eden kişi, sohbet meclisine, tıpkı bir mâbede girer gibi edep ve huşû ile girmelidir. Üstlendiği vazifenin, her şeyden önce kendisi için büyük bir nîmet ve lutuf olduğunu düşünmeli, buna şükrâne olarak da kardeşlerinin maddî ve mânevî donanımından kendini mes’ûl hissetmelidir.
Namaz; dînin direği, mü’minin mîrâcıdır. Vazgeçilmez bir kulluk vazifesidir. Düşmanla muhârebe esnâsında dahî terk edilemez.
Allah (c.c) seçtiği elçisi olan Peygamber'ine dahi beni zikret emri, kalplerin Allah'a olan bağlılığında zikrin ehemmiyetini göstermektedir. Bu emirden sonra biz kullarada bu emri en iyi bir şekilde yerine getirmektir. İşte böyle bir emre muhattap olan Hz. Mûsâ -aleyhimesselâm- ve öğütlenen emir...
Abdullah Sert Bey, namazda huşû elde etmenin nasıl mümkün olacağını anlatıyor...
İbadetler, belli zamanlarda îfâ edilip tamamlanırlar. Fakat kulluk dâimîdir. Îman, kalbin Cenâb-ı Hakk’a dâimî bağlılığıdır. Bu sebeple îmânı aşk ile yaşayan Hak âşıkları da, ibadette aldıkları feyz ve rûhâniyeti, her nefes devam ettirirler. Hiçbir zaman ve mekânda Hak’tan gâfil kalmazlar. Her an huzûr-i ilâhîde olduklarının şuuru içinde bulunduklarından, onların abdesti, namazı, velhâsıl kulluğu dâimîdir.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necdet Tosun, İmam hatip liselerine 'tasavvuf ve ahlak bilgisi' adı altında bir dersin konulmasının önemli bir ihtiyaç olduğunu söyledi.
Murâkabe, kelime anlamı itibâriyle “gözetlemek” demektir. Kulun her zaman ve mekânda Allâh’ı unutmaması, O’nun vahdâniyetini, rubûbiyetini yakînî bir şekilde hissedip, Cenâb-ı Hak’la beraber olduğu şuurunu kalbinde dâimî bir idrâk hâline getirmesi ve nihâyet O’nun muhabbetinde fânî olup O’nunla bâkî olma hâlidir.
Hak katında değerli olan, bir amelin miktarından ziyade keyfiyetidir. Kalbî duyuşlarla ve huşû ile îfâ edilen hâlisâne ameller, ilâhî rahmete vesîle olurken; gafletle îfâ edilen ameller ise bunun zıddıyla neticelenebilir.