Kazanılan mal ve yenilen gıdaların helâl veya haram olması, insanın duygularına ve amellerine tesir ettiği gibi hayatının akışına da yön verir. Zira malda öyle bir hususiyet vardır ki helal mal, haram yollara gitmediği gibi, haram mal da helal yola ve hayırlı bir işe nasîb olmaz.
Helal-haram sınırlarının nerede ise tamamen ortadan kalktığı ya da ayrıştırılamayacak kadar karıştığı bir ortamı yaşıyor ve paylaşıyor olduğumuz ne yazık ki acı bir gerçektir. Kazanma hırsının ve sınırsız/ilkesiz yaşama çılgınlığının kamçıladığı helal-haram hassasiyeti eksikliği günümüzün yaygın, ciddi, sosyal ve ahlakî hastalıklarının ön sırasında yer almaktadır.
İslâm; her yasağın meşrû zemindeki alternatifini, yani daha iyi ve temiz olanını göstermiştir. Bu sebeple, birtakım hevâ ve heveslerin peşine düşerek son derece geniş olan helâl dâiresinin dışına çıkmak ve haramlara bulaşmak, kişinin kendi eliyle rûhuna zehir serpmesinden farksızdır.