I. Ahmed Han zamanı, devletin toprak genişliği bakımından doruk noktasında olduğu bir devirdir. Dünya kralları, bu devletin ihtişâmı karşısında eğiliyor ve sadrâzamların eliyle tâc giyiyorlardı. Osmanlı'daki hürriyet Batılı yazarların kitaplarına konu oluyordu...
Cenâb-ı Hak, kullarının güzel, sağlam, dürüst, açık, beliğ, tesirli, tatlı, gönül alıcı ve yumuşak söz söylemelerini arzu buyurmaktadır.
Tesettür konusunda bütün dünyada büyük bir savrulma, yozlaşma ve değer kaybı yaşanıyor. Tesettür hassâsiyeti konusunda neler yapılabileceği hakkında sorulan bir soruya Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin verdiği cevap...
Ne mutlu o mü’minlere ki, Allah ve Rasûlü’nün muhabbetini her şeyin üstünde tutarlar ve yabânî bahçelerin sahte çiçeklerine aldanmazlar!..
Rabbimiz hilim sahibidir, kullarına son derece yumuşak davranır, kullarının hatâ ve kusurlarına karşı hemen gazaplanmak yerine büyük bir sabır ve tahammül gösterir. Yine Rabbimiz bu ahlâkının, kulları tarafından sergilenmesinden de râzı olur.
Hazret-i Mevlânâ ve emsâli gönül ehlinin bütün insanlığı şefkatle kucaklayan «...بَازَا، بَازَا» “Gel, gel, geri dön gel, ne olursan ol yine gel” daveti; yüksek bir îman şuurunun tezâhürüdür. Bu davet; hidâyet arayanları gönül dergâhında şefkatle tedâvi etmek, İslâmʼın nezâket ve ihtişâmıyla tanıştırmak için yükselen bir gönül nidâsıdır. İşte müʼminin gönül dünyası da, muzdariplerin mânen rehabilite edildiği bir rahmet dergâhı hâline gelmelidir.
Câfer-i Sâdık Hazretleri buyurur: “Bir kişiyi affettiğim için hiçbir zaman pişman olmam! Bu affım sebebiyle pek çok zarara uğrasam da affetmek bana, verdiğim bir cezâ sebebiyle bin defa pişman olmaktan çok daha güzel gelir.”[1]