Başkalarını hor görerek kendini beğenmek kadar, insanı mânen helâk eden bir başka felâket yoktur. Bunun içindir ki Mevlânâ Hazretleri, birçok mânevî tehlikeden selâmetin; tevâzûya bürünmekle mümkün olacağını ifade sadedinde şu teşbihte bulunmuştur: “Kılıç, boynu olanın boynunu keser!.. Gölge, yerlere döşenmiş olduğundan, hiçbir kılıç darbesi onu yaralamaya muvaffak olamaz.”
Allah dostlarıyla olan bu kalbî beraberliğin yanında zâhirî beraberlik de olabilirse, bu, “nûr üstüne nûr” olur. Fakat tasavvufî terbiyede kuru kuruya bir zâhirî beraberlik makbul ve yeterli değildir. Zira kimileri, bir mürşid-i kâmilin dizi dibinde bulunurlar da, gafletleri sebebiyle hiçbir hisse alamazlar.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “Kendini beğenme! Yüzüne karşı seni övenlere îtibâr etme! Yaptığın iyilikleri insanların başına kakma, yaptığın işleri büyütme, verdiğin sözden dönme! Başa kakmak, iyiliği bitirir; mübalâğa, hakîkati söndürür; sözünde durmamak ise Hâlık’ın da halkın da nefretini celbeder.”
İHicretin ikinci yılında Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kızı Fâtıma -radıyallâhu anhâ- ile Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- evlenmişlerdir. İşte bu izdivacın ayrıntıları...
Dilin zikri, kalbin zikriyle âhenk teşkil etmelidir. Aksi hâlde dil zikrederken, ruh başka yerlerde geziniyorsa; kalp, Allah ile değil de mâsivâ ile beraber ise, o zikirden bir fayda ummak beyhûdedir.
Âileler, toplumun aynaları ve yapı taşları… İşte bu yapı taşları ne kadar sağlam olursa, yapının kendisinin de öyle olacağı hayaliyle harcanmalı emekler… Fakat söz konusu emekler yetmiyor demek ki; her geçen yıl daha fazla yuvanın parçalandığını haber alıyoruz. Bu uğurda her bir ferdin, üzerine düşeni bir îman şuuru ve hassasiyeti ile yerine getirmesi; bu yaraların sarılmasında mutlaka fayda sağlayacaktır.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi ile Ahmet Taşgetiren Bey'in gerçekleştirdiği "Ramazan ve İnfak" mülakatlarının ikincisini "İnfak Edebi" başlığıyla sizlere sunuyoruz. İnfak hususunda veren elin gurura kapılmaması ve alan elin incinmemesi için İslam’ın aldığı tedbirler nelerdir? Müslümanlar nasıl bir infak edebine sahip olmalı? İnfak miktarı hususunda nasıl bir edep gözetmeliyiz? Manevi infak nedir? İslami bir infak düzeni var mı? Varlıklı bir Müslüman infak hususunda nasıl bir hesap yapmalı? yöneltilen sorulardan yalnızca birkaçı.
Toplumdaki zayıf ve muhtaç insanlara yakın olan ve samîmî bir şekilde ihtiyaçlarıyla ilgilenen kimseler, Cenâb-ı Hakk’ın râzı olduğu kulluk kıvâmına ererek iki cihan saâdetini elde ederler. Toplumdaki kanadı kırıkların en fazla mahzun ve mağmûm olanları ise dul hanımlar ve yetim çocuklardır. Onlar hâlet-i rûhiye olarak derin bir ıztırap, hasret ve sıkıntı içindedirler. Onların maddî-mânevî yaralarının sarılması ve tesellî edilmeleri, ümmetin üzerine bir borçtur.