Rabbimiz kendine sığınanı korur. Öyle günahlar vardır ki, Rabbin sıyaneti olmayacak olursa, insanın kendini koruması zordur. Bu itibarla kula düşen, günahlara karşı Rabbin koruma zırhına sığınmak ve taatlere karşı da O’nun yardımını niyaz etmektir.
İnsan da Hacerü’l-Esved gibi cennetten çıkmadır. İşlediği günahlarla ne derecede düşerse düşsün, onun özündeki değer bâkîdir. Bu sebeple, günâha olan düşmanlığı günahkâra sıçratmamak îcâb eder. Fakat günahkâra olan müsâmahayı da günâha taşırmamak gerekir.
Günaha düşmek, her insan için muhtemel bir durumdur. Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir. Esas olan günahta ısrar etmemek ve tevbeye yönelmektir. Bu itibarla bir günaha düçar olmuş herhangi bir mü’min kardeşimizi, kendi nefsiyle ve şeytanla başbaşa bırakmak yerine, kendisine şefkatle yaklaşmak, kardeşlik hukukunun bir gereğidir.
Güzel bir ahlâk olan hayâ, özellikle günaha düşen kullarda, insanlardan özellikle dostlarından uzaklaşma hissiyatı verir. Böyle durumlarda onu yeniden kazanmak için hassas davranmalı, suçunu iki de bir yüzüne vurarak şahsiyetini ezmemelidir. Zira ezilen şahsiyeti yeniden diriltmek kolay değildir.
İyi bir âlim çok ibadet eden bilgisiz kişiden daha değerli ve faydalıdır. Kıssamızdaki câhil âbidin hem kendisini hem de kendisine akıl danışan kimseyi mahvetmesi, şuurlu âlimin ise hem kendisini hem de kendisine akıl danışanı kurtuluşa götürmesi bunu göstermektedir.