Hiçbir hayırlı gelişme hakkında ümitsiz olmayın. Olmaz demeyin. En beklenmedik ve en umulmadık mevzularda bile, eğer Cenâb-ı Hak dilerse neler olmaz ki! O dilediğinde, kaskatı taşların içinden bile, nice billûr şelâleler akıtmıyor mu? O dilerse ateşi gülistana çeviriyor. O dilerse, en olmazlar dahî, olur hâle geliyor. Velhâsıl müslüman; bedbin/kötümser olmayacak, nikbin/iyimser olacak.
Râbıtanın lügatteki mânâsı, bağ, alâka ve vuslat demektir. Aslında kâinâtta râbıtasız hiçbir mahlûk yoktur.
Kalpler, hayatın akışı içinde yaşama sevinci ile ölümden ürperiş gibi iki müthiş zıtlığın içinde çalkalanır durur. Dâimî bir akış hâlinde olan hayat ve ölümün hakîkî mânâları idrâk edilmeden, yaratılış sır ve hikmeti ile insanın gerçek mâhiyeti de kavranamaz.
Her hususta sabır zarûrîdir. İbadette devamlılık için sabır… İsyâna karşı, nefse ve nefsânî arzulara karşı sabır… Musîbetlere, çilelere, belâlara karşı; rızâyı zedelememek, gönül hoşnutluğunu muhafaza için sabır…
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin yeni kitabı Câfer-i Sâdık -rahmetullahi aleyh- okuyucuyla buluştu.
Tefekkür, sadece insana değil, bütün mahlûkata verilmiş, hayâtî bir kâbiliyettir. Bu kâbiliyeti, her varlık, kendi dünyası içinde ve kendi yaratılışına uygun bir şekilde kullanır. Ağırlık merkezi de daha ziyade ten ve nefsâniyet plânına âittir. Yiyip içmek, daha iyi, daha rahat yaşayabilmek ve nesli devâm ettirebilmek gibi hususlar ön plândadır.
Kelime-i tevhîd, Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir varlığın olmadığını ilan etmektir. Bir anlamda fâniliğin içine girmek ve hakikatte “Bâkî” olanın ancak Allah olduğunun şuur ve idrâkine ermektir.
Allâh’ı zikretmek, “Allah” lafzını sâdece kelime olarak tekrarlamaktan ibâret değildir. Zikir, ancak tahassüs istîdâdının merkezi olan kalpte mekân bulduğu zaman niyet ve amellerin seviye bulmasına âmil olur. İşte bu keyfiyette bir zikir, kulun bezm-i elestte; “Evet! Sen bizim Rabbimizsin!” şeklinde Cenâb-ı Hak ile yapmış olduğu ahdine vefâ göstermesi ve o sadâkatle Rabbini aslâ unutmamasıdır.
Geceden nasip alabilmek, “istiğfâr” ile başlar; tevhîd, salevât-ı şerîfe ve zikrin rûhâniyetine bürünmekle devâm eder. Seherlerdeki zikir, yâni kulun Mevlâ’sı ile buluşması, kalbin ihyâsı bakımından bulunmaz bir fırsat ve ihmâl edilemez bir ihtiyaçtır. Zira cesedimizin maddî gıdâya ihtiyâcı olduğu gibi, rûhumuzun da mânevî gıdâya ihtiyâcı vardır. Cenâb-ı Hak, seherlerde îfâ edilen zikre, sâir zamanlardakinden daha fazla kıymet vermektedir.
Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) Dualar ve Zikirler kitabında Nazar duasını şöyle açıklıyor.