Kur’ân’ın beyanına göre Allah Teâlâ’nın insanoğluna ihsan ettiği nimetleri saymamız mümkün değildir. İnsan, hem maddi hem de manevî açıdan birçok nimetle donatılmıştır. Bunları tespit etmeye insan güç yetiremez. Nitekim Allah Teâlâ, “O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür” 1 buyurmuştur.
Fırsat elden kaçmadan, bütün fânî nîmetleri ebedî saâdet sermayesi kılabilmeye gayret etmeliyiz. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bu hususta biz ümmetini şöyle îkaz buyurmuştur: Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil.
Fânî dünya metâını elde etmek için ebedî saâdet mekânı olan âhireti satmak, ne hazin bir aldanış ve ne fecî bir ahmaklıktır.
Cimrilik, israf ve ihtiras… İnsanın dünya ve âhireti için belâ olan, üç kötü huy!.. Ebedî saâdete kavuşabilmek için, bunların mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
Ümmü Züfer radıyallahu anha Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin; “cennetlik bir kadın” iltifatına mazhar olmuş bir hanım sahâbi…
Kalbin ecel gelmeden önce, nefs engelini bertarâf ederek “kalb-i selîm” vasfı kazanması gerekir. Bu merhaleye ulaşamayanlar, açıldıkları bu engin deryâda helâk olmaktan kurtulamazlar.
Peygamber Efendimiz’in muhabbetinden lâyıkıyla hisse alarak kalplerini îman vecdiyle, gönüllerini Kur’ân rûhâniyetiyle, ruhlarını hizmet aşkıyla, vicdanlarını güzel ahlâkın berraklığıyla süsleyip ebedî saâdetin mânevî hazzı içinde yaşayan mü’minlere ne mutlu!..
Rabbimiz, kullarının ebedî saâdeti için; hayat takviminde, ilâhî rahmet, af ve mağfiretin âdeta tuğyân ettiği birtakım mânevî kazanç mevsimleri tâyin buyurmuştur. Bu mevsimlerin en bereketlisi, hiç şüphesiz ki Ramazân-ı Şerîf’tir.
Mülkün sâhibi olan Cenâb-ı Hakk’ı unutarak; mal, mülk ve mevkî gibi tuzakları olan dünyaya gönül vermek, gafletlerin en acısıdır.
Son nefes hususunda peygamberler hâricinde hiç kimse teminat altında değildir.