Nefsânî arzular gözden ve gönülden nasıl düşer? Dünyevi lezzetler kıymetini ne zaman yitirir? Kişi ibadetlerinden ne zaman lezzet alır?
Kalpten dünya sevgisi nasıl çıkar? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.
Ebü'd-Derda Hazretleri kendisine hali hakkında şikayete gelen adama ne nasihat ediyor? Adamın sahip olduğu manevi hastalık ne? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor...
İnsan ne arzulaması veya neden korkması gerektiği konusunda bir yanılgı içindedir. İnsan ölümden, yok olmaktan korkar. Hâlbuki esas bu dünyadan ve kendi bedenindeki hayvânî kuvvelerden korkmalıdır.
Hakk’ı gerçek sevenlere, hakîkaten dünya, cennet hâline gelir; çünkü onların gönüllerini Allah sevgisi öyle ihâta eder ki, abes hiç birşey göremezler. Severler, severler, severler gene severler, sevgi sözünden başka her konu onları, sıkar sıkar, huzurlarını alır.
Tefekkür-i mevt yani ölümü tefekkür, insanı huzursuz eden nefsânî dünyâ sevgisini azaltır. Dünyanın geçici servet, mertebe, mevkî ve nefsânî güzelliklerini aşırı derecede sevmek ve onlara gönül bağlamak yerine kabri düşünmek, istikbâlde başımızdan geçecek ölüm ahvâlini tefekkür etmek; bizleri dünyevî ihtiraslardan, boş hevâ ve heveslerden korur.
Müslümanlar arasında sufiler kalb kırmama hususundaki hassasiyetleri ile bilinirler. Zira kalb Allah’ın evi O’nun tecelli ettiği manevi saraydır. Bu sebeple kalp kırmak sufilere göre şirkten sonra en büyük günahtır.
Dergâhlar gönül cevherini Leylâ’dan Mevlâ’ya çeviren ocaklardır. Dünya sevgisini gönül tahtından indirip Mevlâ’nın hâkimiyetini orada hâkim kılmaya çalışırlar. Dergâhlar, insanların ünvanlarına, makamlarına ya da mallarına göre itibar gördüğü yerler değil, takvâlarına, hallerine ve gönüllerine göre ağırlandıkları mahallerdir. Bu ulvî terbiye ocağına tevâzu ve hiçlikle gelenler lütufla dönerler. Ancak dolu gelenler boş dönmek durumunda kalırlar.
Kimi seviyoruz, niçin seviyoruz, ne kadar seviyoruz ve nereye kadar seviyoruz? Bütün sevdiklerimize, bu ölçüyle bakarsak ve bu sevginin ziyadeleştiği dönemlerde, tekrar itidale dönersek; hep kârlı oluruz. Aksi hâlde hem kendimize, hem de sevdiğimize maddî-mânevî zarar vermiş oluruz.
Müslüman dünyaya sadece maddi zevkler için gönderilmemiştir. Bizleri yaratan Rabbimiz'e karşı mevcut yükümlülüklerimiz var. Öncelik her zaman için dini mübini İslam'ı anlamak, yaşatmak ve dava bilinci ile taşımaktır. Fakat dört bir yanını dünya sevgisi, rızık endişesi, dünya zevkleri sarmış bir mümin elbette bunları kırmadan yol alamaz. Bir müslümanın hayatında olması gereken öncelikler ve dünyaya olan tutumu nasıl olmalıdır?