Esasen bir insan, yanındakini büyüttüğü kadar büyür. Meyveli ağaç haline dönüşür. Büyümüş insanlardan hürmet görecek bir konumda olmak, hiçbir zaman küçümsenecek bir seviye değildir. Ancak küçük hesaplar peşinde olanlar, bu nevi büyük düşüncelere sahip olamazlar.
Kişilik kalitesi ile söz ve davranış arasında sıkı bir ilişki vardır. Kişiliğin kalitesi, söz ve davranışa yüksek bir değer yüklediği gibi, kaliteli söz ve davranışlar da “şahsiyet dili”ni pozitif yönde geliştiren temel dinamiklerdendir.
Mâhir İz hocaefendi, insan yetiştirmede tanıyanlarının şehâdetiyle ismi gibi mâhir bir üstattır. Onun Mustafa Öz beye yazdığı 10 Zilhicce 1388 H./ 28 Şubat 1968 tarihli şu mektubu, ufkunu ve ilgi kalitesini göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir.
Hayır yolu yokuştur, denilir. Görünen ve görünmeyen düşmanları olur. Yapılan işin güzel ve iyi olması, düşmanlığın olmayacağı anlamına gelmez. Peygamberlerin, Rabbânî âlimlerin ve sâlihlerin kendi hizmet dönemlerinde maruz kaldıkları sıkıntı ve eziyetler, bu nevi sıkıntıların tarih boyunca olduğunu göstermektedir.
Menâkıpnâmelerde nice irfan ehlinin, nefislerindeki varlık vehmini sıfırlamak için halkın nazarında kendilerini küçük düşürecek bir takım uygulamalara tâbi tutuldukları hikaye edilir.
Şahsiyeti yücelten dinamiklerin zeminini tevâzu oluşturur.
Şahsiyet dilimizin en zor kazanılan temel dinamiklerinden beşincisi, “güven duyulan bir kişilik kalitesi”ne erişmektir. Kaliteli bir dostluk, babalık, annelik, patronluk, yöneticilik ve liderlik, ancak güven temelleri üzerine bina edilebilir.
Şahsiyet dilimizi cömertlik iksiriyle sulamadan özde, sözde ve işte bereket beklentisi, ham bir hayalden ibarettir.
“Oruçluya iki sevinç vardır; birisi iftar anındaki sevinci, diğeri de Rabbine kavuştuğu andaki sevinci” hadis-i şerifinden6 ilhâm alan bazı irfân ehli demişlerdir ki oruç, aynı zamanda bir vuslat (Hakk’a kavuşma ve cemâlini müşâhede) muştusudur. Öyleyse oruç, daha dünyada iken Rabb’i her şeyde müşâhede edebilecek bir hissiyata ve idrâk sıçramasına da bir köprüdür.
Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül anlatıyor.