İnsanı, hizmet ve dâvâ yolunda muhabbet ve neşeyle koşturan, işte bu bir avuç heyecandır. Bu heyecanı söndürmek, büyük vebaldir. Zira heyecansız yürekler, bedeni ve imkânları harekete geçiremez, harikalar meydana getiremez. Heyecan biterse, kişi et ve kemik yığınına dönüşüverir.
Îmân yüreğe kökleşince kişi hayata hep o pencereden bakar. Böyle biri için korku ve ümit kapısı yalnız Rabbidir. O’nun adına üzerine düşen sorumluluğun farkındadır ve her fırsatı bu uğurda değerlendirmek ister.
Yüreğinde dâvâsını dert edinen her dâvâ adamı, her fırsatı kendi ideali uğrunda değerlendirmesini bilir. Mazeret aranırsa, insan nefsi sayısız gerekçeler üretebilecek fıtratta yaratılmıştır. Önemli olan gönülde mazeretin olmamasıdır.