Abdullah Sert Bey, Cimri ile cömertin misalini anlatıyor...
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in terbiyesinde yetişen ashâb-ı kirâm, O’nun cömertlik ve diğergâmlığından da büyük bir nasîb almışlardı. Bugün bizim için en çarpıcı örneklerden biri, İbn-i Ömer Hazretleri’nin, sofrasında bir yetim olmadan yemek yemediği, her sofrasında muhakkak bir yetimin bulunduğu rivâyet edilir.
Cömertlik müʼminlerin alâmet-i fârikasıdır. Müʼmin, zengin de olsa, fakir de olsa ganî gönüllü ve fedâkâr insandır. Cenâb-ı Hak, pek çok âyet-i kerîmede infâkı emrederek müʼminleri maldan ve candan fedâkârlığa dâvet etmektedir.
Yaratılmışların hiçbiri, sehâvet, infak ve îsârda, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile kıyaslanamaz. O, cömertliğin her çeşidinin en üst seviyesinde idi.
Dr. Murat Kaya, Abdullah İbni Abbâs'ın (ra) naklettiği rivâyete göre Rasûlullah'ın en cömert olduğu zamanı anlatıyor.
Cerir bin Abdullah -radıyallâhu anh- ashâbın Allah yolunda hizmet heyecanıyla nasıl bir fedâkârlık ve cömertlik rûhuna sahip olduklarının bir misâlini şöyle anlatıyor...
Merhamet, şefkat, diğergâmlık, cömertlik, nezâket, ve zarâfet gibi hasletler; İslâmʼın rûhânî dokusundaki en kıymetli sâlih amellerdendir.
Cenâb-ı Hak, kerem ve ihsan sahibidir, cömertler cömerdidir. Mahrumlara, muhtaçlara, kalbi kırıklara sonsuz merhamet sahibidir. Cenâb-ı Hak, Yüce Zâtʼının şâhidi ve yeryüzündeki halîfesi olmalarını arzu ettiği müʼminlerin de kendi cemâlî vasıflarıyla mücehhez, merhamet sahibi, cömert, müşfik, vicdanlı, hassas ve rakik kullar olmalarını arzu buyurmaktadır.
15. asırda Türkiye’yi gezen Fransız Bertrandon de la Broquiére şöyle der: “Türkler birbirlerine saygı duyan iyi niyetli insanlardı. Yemek yerken çoğu zaman görmüşümdür, yanlarından bir fakir geçiyorsa onu kendileriyle birlikte yemek yemeğe çağırırlar. Bu bizim hiç yapmadığımız bir şeydir.”[1]
Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi.