İslâm’a hizmet için koşan Allah dostlarına karşı son derecede uyanık olmak ve onları asla incitmemek icab eder. Çünkü Allah Teâlâ, dostlarına düşmanlıkta bulunanlara harp îlân edeceğini bildirmiştir.
Peygamber Efendimizin Ebû Bekir radıyallahu ahn ile Medine-i Münevvere'ye hicret yolculuğunda onları koruyan Allah'ın kudret ve azametini gösterir.
Fesat; istikrârın bozulması ve istikametten sapmak mânâlarına gelir. Başta küfür olmak üzere, bütün isyankâr davranışları içine alır.
Zamanla insanlar tarafından bozulan ilâhî vahyin muhtevâsını, yeni bir peygamber gönderip ictimâî gelişmeye uygun birtakım hükümlerin ilâvesiyle tekrar teblîğ etmek, Cenâb-ı Hakk’ın âdetidir. Bu keyfiyet, Âdem (as)’dan son peygamber Hz.Muhammed Mustafâ (sav)’e kadar hep bu minvâl üzere devâm etmiştir.
Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.
Dr. Murat Kaya'nın, İmâm Buhârî’nin Sahîh isimli eserinin muhtasarı olan Tecrîd-i Sarîh’e yaptığı kısa şerh çalışması "Buhârî'de İmân ve İlim" Erkam Yayınları tarafından yayımlandı.
Sami Efendi’nin tevâzû ve alçak gönüllülükleri tarife sığmaz, lisan ile anlatılmazdı.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Cenâb-ı Hak’tan üç türlü ilim telakkî etmiştir:
Her hususta olduğu gibi îsar bahsinde de en güzel örneğimiz, Peygamber Efendimiz ve O’nun nebevî terbiyesi altında yetişmiş olan güzîde sahâbîlerdir.
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Hak dostlarının çok kıymetli sözlerinden biri şöyledir: «Allâh’a giden yollar, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in izini adım adım takip edenlerden başkasına kapalıdır.»”[1]