Küçük yaşta Kur’ân’ı hatmetmeye başlayan Bâyezîd-i Bistâmî Hazretlerinin gece namazlarına nasıl başladığı anlatan hikâyeyi istifadenize sunuyoruz.
Bu yolda huzura kavuşmak, ancak teslîmiyetle elde edilir. Kimi evlâdından, kimi malından, kimi de daha farklı hususlardan iptilâlara düşer. Mü’minin (imtihan îcâbı) dünyada tam rahatlığı olmaz.
Nefse hoş gelen bir fiil olarak kerâmet, gerçek Hak dostlarının büyük bir hassâsiyetle üzerinde durdukları bir meseledir. Onun için bütün ârifler, Hakk’ın murâd etmesi ve daha büyük bir maslahatın gerçekleşmesine vesile olması müstesnâ, halkın rızâsını ve takdîrini kazanmak demek olan kerâmete aslâ meyletmemişler, dâimâ Kerîm olan Mevlâ’nın rızâsını tahsîle gayret etmişlerdir.
“Bir kişi Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerine gelip: “Bu makâmı ne ile elde ettin?” diye sormuştu. Hazret şu hikmetli cevâbı verdi...
Bir mü’min, Allâh’ın herhangi bir mahlûkunu gördüğü zaman tefekkür hâlinde olmalı; “Ben onun, o da benim yerimde olabilirdi.” diyerek Cenâb-ı Hakk’ın bu muazzam lûtuf, ihsan ve ikramına karşı şükrünü artırmalıdır.
Meşrû, helal kazancıyla servet sahibi olan mü’min, Hak katında makbûl bir kuldur. Böyle kullar dâimâ; “Mülk Allâh’ındır, hepsi Rabbimiz’e âittir, bizler ancak birer emânetçiyiz.” idrâki içinde olup, sahip oldukları her şeyden Allah yolunda infâk ederler.
Bâyezîd-i Bistami Hazretleri, Allah Teâlâ’yı zikrederken büyük bir vecd ve istiğrak hâli yaşardı. Namaz kılarken, âdeta kemiklerinin çatırdadığı duyulurdu. Bu hâl, onun Cenâb-ı Hakk’a karşı duyduğu haşyetin ve ilâhî emirlere bağlılığın bir eseri idi.[1]
İnsanda “rûh” adı verilen manevî yapı, daima manevî bir doyum arayışı içindedir. Rûhanî hayat, insanın Rabbine karşı kulluk görevleri sırasında yaşadığı rûhî derinlik ve engin manevî haldir. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad, 28) Peki manevi hayatın merhaleleri nelerdir?
Dünyayı âhirete tercih etmek; geçici olanı kalıcı olandan, damlayı deryadan, çer-çöpü pırlantadan kıymetli görmek gibi, hazin bir hamâkattir. Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleriʼnin buyurduğu üzere, bu hamâkate dûçâr olanların en bâriz vasıflarından biri “cehâlet”tir.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyurur: “«Lâ ilâhe illâllah» sözü, Cennet’in anahtarıdır. Fakat şu bir gerçektir ki, dişleri olmayan anahtar kapıyı açmaz. Kelime-i tevhîd anahtarının dişleri ise şunlardır...