Yrd. Doç.Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım, "Anne ve babaya bakmakla yükümlü olan evlat hangisidir?" sorusunu cevaplıyor...
Saliha bir annenin kızına 10 nasihati...
“İnsan, muhitinin çocuğudur”, derler. Doğrudur, her meyvenin yetişme iklimi olduğu gibi insan meyvesinin de sıhhatli yetişme iklimi önemlidir. Hicret, daha güzeli arama, daha hür ve daha güzel bir ortamda, hem kulluğumuzu ve hem de insaniyet kalitemizi geliştirmek yolunda olursa, Rabbimiz bereketli kapılar açar ve niyete göre hayırlı sonuçlara da ulaşılır.
Babaların akıllı, şuurlu ve sorumlu davranarak çocuklarıyla güzel bir iletişim içinde olmaları elzemdir. Onları suçlamadan, geniş bir hoşgörüyle ve onların yerine kendisini koyarak çocuklara yaklaşmak ve onlarla ortak bir dil yakalamak gerekmektedir. Babalar; tatlı-sert bir tâkiple, yapıcı ve ibretli anlatımlarla çocukların gönlüne girmelidir. Evlâtlarının ruh dünyasına inme, kalbini fethetme; babaların asıl hedefleri olmalıdır.
Ailenin reisi olan kocanın hakkı, bir hanım için nafile oruç tutmaktan daha önce gelir. Bu sebeple kadın, kocasının iznini almadan nafile oruç tutamaz. Farz olan Ramazan orucu bu iznin dışındadır. Çünkü Ramazan'da karı ve koca her ikisi de oruç tutmakla mükelleftir.
Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül, Baba olmanın sorumluluklarından bahsediyor...
Her “hareketli” çocuk, hiperaktif değildir. Hiperaktif çocuklar, düşünmeden atağa geçerler. Uzun süreli dikkat gerektiren durumlara odaklanamazlar. Anne-baba, ne bu durumla övünmeli, ne de çocuğa şiddet uygulamalıdır. Aksine sabır ve sevgi ile çocuğuna destek olmalı ve bir uzmandan destek almalıdır.
Bir düşünün: Bir Müslüman genci evlendiriyorsunuz. Gelininiz/damadınız, dînini tam yaşıyor mu? Allâh’ın emirlerini yerine getiriyor mu? Peygamber’in yaşadığı gibi yaşıyor mu? Bunların endişesini mi yaşıyorsunuz? Yoksa bunları unutup; “El âlem ne der? Bizi kınarlar mı?” Onların dedikodusundan mı korkuyorsunuz? Düşünün de doğru yolu seçin.
Kadınların saâdeti, “hanımefendi” olarak yaşamalarıyla mümkündür. Kadın, aslî vazifesinin dışına yönelir ise, âile ocağını kurutur. Kadının dış hayata katılması, ancak zarûrî sebeplerle ve yaratılışına uygun işler için mümkün olabilir. Bu zarûrî sebepler de cemiyetin ihtiyaçları ölçüsünce belirlenmeli, mâkul ve meşrû sınırlar aşılmamalıdır.
Sokakta yürürken, insanlarla bir parkı paylaşırken, bir apartmanın merdivenlerini kullanırken, evinin balkonunda keyif çayı içerken komşusuna karşı hassasiyetini korurken o mü’mindir. Bu idrak, hayatı yaratan Allah’ı her yerde ve her zaman diliminde bizi mü’min olarak görmek isteyen Şeriat’ına göre yaşama idrakidir. Böyle bir mü’min ibadetinde ve muamelatında, her yerde ve her şartta kazanandır.