Dünyevî imkânların zirvede olduğu bir asırda yaşıyoruz. Fakat ruhlar hasta, gönüller aç! Mânevî açlık sebebiyle bugün insanlık bunalımda!.. Hâlbuki asr-ı saâdete baktığımızda, dünyevî imkânsızlıklara rağmen, bir rûhî buhranla karşılaşmıyoruz. Çünkü onlar, gerçek huzur ve saâdetin mânâsını kavramışlardı. Asıl hayatın âhiret hayatı olduğunu idrâk etmişlerdi.
Kâmil bir mü’min, bütün mahlûkâta karşı müşfik ve mütebessim olur. Yaratılanları Yaratan’dan ötürü sever ve sayar. İslâm’ı en güzel şekilde anlayarak onun güler yüzünü, insanlara, hayvanlara ve cemâdâta ilâhî bir lutuf olarak takdim eder. Böyle mü’minlerden oluşan bir toplumun huzur içinde olacağı muhakkaktır.
Müʼmin; kendisine îtimad edilen, güvenilir kimsedir. Bir mü’minin etrâfına güven vermemesi, îman hassasiyetlerinin kaybolmasına işarettir.