Dünyevî mahrûmiyetler, muayyen bir süre içindir. Îmandan nasipsizlik ise, ebedî bir mahrumiyet sebebidir ki, asıl acınacak dert de budur.
Bütün fânî nîmetler bir kişinin olsa ve o, zevk u safâ üzere bin yıl yaşasa ne fayda! Sonunda gideceği yer, bu kara toprağın dar bir çukuru değil midir?
Bugün bilinmelidir ki insanlığın aradığı huzur, ne makineleşmede, ne de maddî terakkîdedir. Zira bunların ne insafı vardır, ne vefâsı, ne sadâkati, ne muhabbeti, ne de vicdânı...