Mevlana Hazretleri de Kur’an’ı ve peygamberlerin hidayetini bir tarafa bırakarak sadece aklına güvenen, onu putlaştıran tiplerin Kur’an karşısındaki tutumunu şu beyitlerle veciz bir şekilde özetler...
Allah'ın (cc) bizlere bahşettiği en kıymetli ikram ve ihsanı elbette ki bizleri bir müslüman anne ve babadan, islam üzere müslüman olarak yaratması ve bizleri iki cihan güneşi Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.v) ümmet kılmasıdır.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, küçük-büyük her hareketinde, mutlakâ Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnetine uyar ve herkese de böyle yapmalarını tavsiye ederdi.
Kardeşimsen, iyi bil ki ben bir garîbim ve her dem, yapacağın iyiliklerle sevinip ferahlamak dilerim. Zorda kalırsam, hiç çekinmeden, saf ve temiz bir gönülle ve rahatça senden isterim. Zorda kalırsan, sen de benden aynı rahatlıkla isteyebil isterim.
Allah için sevmenin, buna teşvik etmenin fazileti. Kişinin sevdiği kimseye onu Allah için sevdiğini söylemesi ve sevildiğini öğrenen kimsenin söyleyeceği sözler.
Boğulmak bizden uzak, yüzmek bizimle olsun. Rûh deryâ deniz gezsin, benlik kıyıya vursun!
Allâh’ın lutfu ile mü’minlerin gözyaşları, muhakkak ki fânî gecelerin ziyneti, kabir karanlıklarının aydınlığı, âhiretteki cennet bahçelerinin şebnem damlalarıdır.