Muhabbet, gönlün hissettiği kemâl sebebiyle bir şeye meyletmesidir. Yani kendini sevdiğine yaklaştıracak şeye daha fazla önem vermesidir. Bu itibarla insan, hakiki kemâlin Allah’a mahsus olduğunu bildiği müddetçe, muhabbeti ancak Allah’a olur.
Dostluk ve muhabbet, müştereklikten kaynaklanır. Gönlü cemâlî esmâ akışlarına mecrâ kılabilmek, Allâh’ın muhabbet ve dostluğuna vesîle olan en güzel müştereklik hâlidir. Bu bakımdan, Allâh’ı seven ve Oʼnunla dostluğu arzulayan bir mü’minin her hâl ve hareketi, O’nun cemâlî esmâ ve sıfatlarından izler taşımalıdır.
Cenâb-ı Hak indinde, mü’minler derece derecedir. İhlâs ve takvâ; muhabbet ve mârifette derinleşerek, Cenâb-ı Hakk’ın lutfuna ererek mukarreb olan kulların, yani Allah Teâlâ’ya yakınlıkta mesafe alabilenlerin, kendilerine mahsus hâlleri ve husûsiyetleri vardır.
“İtaat” kelimesi, “söz dinlemek, boyun eğmek, emrince gitmek”se; itaat için belki de en önemli kelime, itaat edilecek kişiyi “sevmek”tir. O sebeptendir ki, emirler Kur’ân-ı Kerîm’de hep îman ehline yapılır.