allahi anlamak

Kullukta En Selametli Yol

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼi tanımak ve anlamak; Hakk’a kullukta en mühim basamaktır. O’nu anlamadan, O’nu tanımadan, O’nun izinden gitmeden ve O’nun gönül dokusundan hisse almadan; ne îmânımız tam bir îman olur, ne Kur’ân’ı tam olarak idrâk edebiliriz, ne de kulluğumuz tam bir kulluk olur…

Kur'ân-ı Kerim Allah'ı Nasıl Tanıtıyor?

Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin hangi isminden, hangi vasfından bahsetmez ki? İşte Kur'ân'da marifetullah sırrı...

Müminler Allah'ı Nasıl İşitir ve İtaat Eder?

Dinlemenin ilk adımı, bütün benliğiyle mesaja kulak verip “işittim” demek; ikinci adımı, anlamak için akıl ve tefekkür melekelerini çalıştırıp “anladım” demek, üçüncü adımı, anladığı muhtevanın gereğine “gözüm başım üstüne elbette itaat ettim” demek ve nihâyet dördüncü adımı da bu itaati Resûlün peşinden, onun izini sürerek “ittiba ettim” demek suretiyle ilahi mesajı hayata geçirmektir. İşte mümin kulun Allah ve Resülünün daveti karşısında takınacağı tavır ve duruş budur.

“Allah” Deyince Aklınıza Ne Geliyor?

İnsan için Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ını idrâk etmek mümkün değildir. Zira beşerî ilmin yolu, havâss-ı hamse/beş duyu, akıl ve kalptir. Bütün bu idrak kâbiliyetlerinin kudreti ise sınırlıdır. Kudret ve selâhiyeti sınırlı olan bir vâsıtayla da Bâkî, Mutlak, Ezelî ve Ebedî olan bir varlık kavranamaz. Mahdut olan vâsıtayla olan idrak, ancak mahdut olarak gerçekleşebilir.

Ârif Ne Demektir? Kimlere Ârif Denir?

İbrâhim Hakkı Erzurûmî -kuddise sirruh- hazretleri buyurur ki: "Ârifin, mevlâsı ile arası iyi olduğu için halk ile de arası iyidir. Ârif cismini ve canını mevlâsına adamış, herşeyini ona verip kendisi aradan çıkmıştır. Bu sûretle Allah’a yakınlık mertebesine ermiş ve rahata kavuşmuştur. Ârifin kalbine mârifet nuru indiği için onda dünyaya âit hiçbir arzu kalmamıştır."

Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin

"Ârif kişi, kalbini dünyalıktan ve insanlardan temizlediği zaman sanki maddî varlığı ortadan kalkar. Bedenî menfaat endişelerini hissedebilecek duygusu ortadan kalkar. Âfet ve musîbetler vukuunda kendisinin içinde hiç bir değişiklik meydana gelmez. O esnada kendisinin varlığı ile yokluğu birdir, aynıdır. Kendiliğinden asla bir şey temenni etmez, istekte bulunmaz."