Allah'ın rahmeti her zaman kahrından üstündür. Bu bakımdan her peygamber, kendisine karşı gelen düşmanlarına gâlip gelmiştir. Öyleyse belâyı gidermenin çâresi, sitem veya zulmetmek değildir. Onun çâresi affetmek, bağışlamak ve kerem eylemektir.
Hayatımızın her ânında, âdeta bir gölgenin sahibine olan sadâkati misâli, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin bizlere gösterdiği istikâmet üzere yaşamaya gayret etmeliyiz. Öyle ki; O Rahmet Peygamberiʼnin ümmeti olduğumuzu -dilimizden ziyâde- hâl ve davranışlarımız söylemelidir. Oʼnun yolunda ve istikâmetinde olduğumuzu, hâlimiz ifâde etmelidir.
Günlük hayatın düzeni içinde, hepimiz, bizden daha güçlü bir üstümüze itaat ederiz. Zorla ya da gönüllü olarak… İşte her şeyden güçlü olan Allah'a itaat etmemiz gerektiğini bize gösteren deney!..
Âyet-i kerîmede buyrulur: “Ey îmân edenler! Eğer siz, Allâhʼa (Allâhʼın dînine) yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed, 7) Bilhassa son nefeste; îmanda sebat edebilmemiz için, ömür boyunca Allâhʼın dînini yaşama ve yaşatmanın gayreti içinde olmalıyız. Allâhʼın dînine yardım etmek ise, darda kalan müslümanların imdadına koşmayı da ihtivâ eder.
“İtaat” kelimesi, “söz dinlemek, boyun eğmek, emrince gitmek”se; itaat için belki de en önemli kelime, itaat edilecek kişiyi “sevmek”tir. O sebeptendir ki, emirler Kur’ân-ı Kerîm’de hep îman ehline yapılır.