Batının; “insan insanın kurdudur” anlayışından barış ve dostluk beklemek boşunadır. Bir damla petrolü bir damla kana eşit tutan, hatta petrolü kandan daha değerli gören bir zihniyetten ancak çatışma ve kavga sadır olur.
Hz. Peygamber, aynı acı ve sevinçleri paylaşma, başkalarıyla bütünleşme hususunda insanın, özellikle de kamil bir müslümanın nasıl olması gerektiğini şöyle ifade etmiştir. “Müminler, birbirini sevmede, bir birine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organ rahatsızlandığında, diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Buhari, Edeb, 27)
İçindeki zayıfların, incitilmeden haklarını alamadıkları bir cemiyet iflâh olmaz.
Hak dinlerin tebliğcisi olan peygamberler ve onların gerçek varisleri, tebliğ ve irşad hizmetlerini dünyevi bir karşılık için yapmamışlar, üstelik bu yolda maddî ve manevi her türlü fedakarlıkta bulunmuşlar, hayatlarını bile ortaya koymuşlardır.
Müslüman, toplumu içten yıkmak için ustaca planlanmış tuzaklara karşı, müslümanı müslümana düşürecek tuzaklara karşı her zaman uyanık olmalı. Bu yazıda da müminlerin başına gelebilecekleri tuzaklar örnekler ışığında anlatılıyor.
Yazının başlığı Müslüman okuyucuya tuhaf gelebilir. Özellikle insan aklını ve gönlünü esir alan bütün hurafe ve batıllara karşı bir başkaldırı ve direnişi temsil eden İslamiyet için öyle bir soru abestir. Esasen bütün peygamberlerin mücadelesi; baskı, zulüm, sömürü ve istismara karşı direnme şeklinde özetlenebilir.
Ortada bir hastalık, bir sıkıntı ve bir problem varsa ille yapılacak iş bunların çıkış sebeplerini araştırmak ve problemleri gidermek için çare üretmektir. Bugün yaşanılan tabloyu kalemle ifade etmeye ihtiyaç yoktur. Çünkü yalın gerçek söze ve yazıya hacet bırakmadan varlığını bizzat haykırmaktadır.
Hakikinin en büyük düşmanı sahte olandır, zira dış benzerlik vardır. Aldanma ve aldatılmanın önemli sebebi benzerliktir. Altının sahtesiyle hakikisini ancak mahir bir sarraf ayırt edebilir. Bizleri yıkıp yok etmek için tezgahlanan sahtekarlıklara karşı fert fert herkesi basiret ve feraset sahibi kılmak, toplumu her fırsatta aldatılacak saf bir güruh olmaktan çıkarmak gerekir.
Kat kat ışıklar arasında, Kur’an ve Peygamber rehberliğinde, emniyet ve huzur içinde ebedi saadet yolunda ilerleyen mü’min ve karanlıklar içinde, çaresiz, rehbersiz, korku ve endişe dolu bir yolculuğun şaşkın yolcusu münkir. Kim hangi konumda olmak istiyorsa buyursun tercihini yapsın.
Yazının başlığı tuhaf görülebilir. Hiç ‘bayramsız Ramazan olur mu?’ denebilir. İlk bakışta böyle görüp böyle soranlar haklıdırlar. Zira şimdiye kadar her Ramazan’ın sonunda öyle veya böyle bayram yapıldı. Yapılması da dinen gereklidir. Bir ay oruç tutup, teravih kılanlar, uykularını terkedip sahura kalkanlar, daha fazla Kur’an okuyanlar, hatim indirenler, zekât ve sadaka verenler sevinsinler diye bayramda oruç tutmak bile haram veya tahrimen mekruh görülmüştür.