Herkes ölecek mi? Ölüm nasıl güzelleştirilebilir? Ölümün rengi var mıdır? İmanlı ölmenin garantisi var mıdır? Ölüm endişesi taşımalı mıyız? Ahiretteki halimiz nasıl olacak? İnsanın ebediyet yolculuğu...
Ahirete hazırlık nasıl yapılır? “Her canlı ölümü tadacaktır” ayetini nasıl anlamalıyız? Ölüm nasıl güzelleşir? Müslümanın kendisine sorması gereken sorular nelerdir? İşte Ahiret yolculuğunun durakları...
İnsan, zaafiyetlerle dolu bir varlık... Yaratılış mâcerasında Hazret-i Âdem’le başlayan bu “insan” olma özelliğimiz, aynı zamanda zaafiyetlerimizin neler olduğunu ortaya koymaktadır. Bu zayıflıkları en aza indirmek için nefisle yapılması gereken mücadelenin ehemmiyeti büyüktür.
Ramazân-ı Şerîf, aynı zamanda güzel bir kulluk terbiyesidir. Allâh’a samîmî bir gönülle kul olamayanlar, neticede kula kul olmak gibi kötü bir âkıbete dûçâr olurlar. Bu hâl ise insanlık haysiyet ve şerefine yazık etmektir.
İlim, mal ve makam gibi ve hatta bazen ondan daha fazla sahibine kibir verebilir. Bu sebeple âlimlerin irşadında mürşidlerin daha çok uyguladıkları eğitim metodu, onları ilmin kibir illetinden arıtmak ve ümmete bir cevher olarak sunmaktır. Medeniyet tarihimizde bunun sayısız misalleri vardır. Hatta denilmiştir ki “Âlimin mürşide teslimiyeti zor ve fakat terbiyesi kolaydır. Ancak câhilin teslimiyeti kolay ve fakat onun da terbiyesi zordur.”
Halîfeliğinden önce de sonra da aslâ dünyaya meyletmedi. Tıpkı Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gibi, bütün arzusu; âhiret yolculuğunu, ilâhî vuslat iştiyâkı içinde ve dünya sıkletlerinden âzâde bir gönül huzûruyla tamamlamaktı.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, dünyanın geçici, âhiretin ise esas hayat olduğunu en zirve seviyede idrâk etmiş hâldeydi. O, gerek Mescid-i Nebevî’nin inşâsı, hendek kazılması ve harp gibi meşakkatli ve sıkıntılı zamanlarda, gerekse Mekke’nin fethi ve hacc-ı ekber gibi mes’ut zamanlarda, hep aynı cümleyle Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etmiştir: “Allâh’ım! Gerçek hayat ancak âhiret hayatıdır.”[1]