Yaz bulutu hâlinde gelip geçen dünyâ hayatını, âhiret endişesi olmadan yaşamak, gündüzü akşamsız telâkkî etmek gibi abes bir şeydir.
İnsanoğlu, imtihan için geldiği bu gurbet diyârından ayrılırken ebedî bir âlemin kapısından içeri girmektedir.
İnsanoğlu için kaçınılmaz olan ölüm, herkesin karşısına nasıl yaşadıysa öyle çıkar.
Kıyamet gününe hazır mısınız?
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu haftaki Cuma Hutbesi'nde "Dünya-ahiret dengesi" anlatılıyor.
İslâm’a göre bütün insanların hukûkuna riâyet etmek çok mühim bir husustur. Bunlar içinde bilhassa anne-baba, âile, akrabâ ve komşu hakları daha mühimdir.
Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen Efendimiz, en mütevazı insandır.
Unutmayalım ki âhirette hiç kimse; “dünyada az yaşadım, çok yaşadım” derdinde olmayacak. Geçen hayatının ne kadar hayırla veya şerle dolu olduğunun derdinde olacak…
Âhiret inancı, mes’ûliyet şuurunu kuvvetlendirir, vazifeye bağlı, hak ve hukuka hürmetkâr olmayı temin eder. Bu sûretle gayet sağlam bir ahlâk anlayışına, çok mükemmel bir nizam kavramına ve pek ulvî bir hakşinaslığa vesîle olur.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyurur: “Dünyanın ne kıymeti var ki, ona karşı zâhid davranmaktan bahsedilsin!”[1]