Gökteki takvimler hiç durmuyor. Duvarlarımızdaki takvimler de birer birer tükenmekte... Haftalar, aylar bitmekte, yıllar değişmekte... Gâfiller; günlerini gün etmenin derdiyle ömürlerini çürütürken; ârif gönüller; «Acaba Ramazân-ı Şerîf’in af ve mağfiret iklîminden tertemiz çıkabilir miyim?» suâlinin endişesinde...
Cenâb-ı Hak bu cihânı, âhiretin kazanılacağı bir imtihan dershânesi olarak tanzim etmiştir. Hem dünya hem de âhiret huzuruna nâil olabilmek, kulun bu dershânede Rabbine yakınlığı nisbetinde mümkün olur.
Ramazân-ı Şerîfʼi lâyıkıyla idrâk edip güzelce ihyâ edebilirsek, yani onu ibâdetlerle, güzel ahlâk tezâhürü amel-i sâlihlerle değerlendirip ferdî ve ictimâî kulluk vazifelerimizi lâyıkıyla îfâ edebilirsek, ilâhî af vaadi bizleri bekliyor. Fakat bunun zıddına, bu ilâhî rahmet hazinesine bîgâne kalıp ihmâlkâr davranırsak, ilâhî rahmetten mahrûmiyet tehlikesi mevcut… Yani bu kadar mühim, hassas ve kıymetli bir zaman dilimindeyiz…