Sürekli Kötülük Yapıyor ve Kötü Düşünüyorum. Hidayete Erme İmkanım Var mı?
Sürekli kötülük yapıyor ve kötü düşünüyorum. Hidayete erme imkanım var mı? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Bu durum, tasavvufta nefs-i levvâme olarak ifade edilir. Yani insan, bir günahı işledikten—hatta bazen o günahı bir anlık zevkle işledikten—bir süre sonra “Ben ne yaptım?” diyerek kendini kınamaya başlar. Bu hâl, sıradan bir Müslümanın yaşayabileceği bir durumdur. Ancak burada çizilen tablo, bu hâlin biraz daha ileri boyutlara taşındığını göstermektedir.
Bunun temel sebebi, çoğu zaman bir inanç zayıflığıdır. Yani insan, yaptığı kötülüğün veya düşündüğü kötülüğün yanına kâr kalacağını zannetmektedir. Oysa iri yapılı, eli sopalı bir adamın karşısında ona zarar vermekten çekiniriz; çünkü karşılık göreceğimizi biliriz. Buna karşılık gücümüzün yettiğini düşündüğümüz bir kediye ya da köpeğe eziyet edebiliyoruz. Bir kutup ayısıyla karşılaştığımızda ise kaçıyoruz; çünkü ona zarar veremeyeceğimizi, aksine kendimizin zarar göreceğini biliyoruz. Demek ki insan, yaptığı eziyetin, haksızlığın ve hakaretin cezasız kalacağını düşündüğünde rahat davranıyor. Bu, açık bir iman problemidir.
Hâlbuki biz biliyoruz ki kıyamet gününde Cenâb-ı Hak bütün mahlûkatı yeniden diriltecektir. Boynuzsuz koyunun, boynuzlu koyundan gördüğü eziyet bile orada telafi edilecektir. Hayvanlar âleminde dahi hesap görülecek; hâlbuki hayvanlar iradesiz varlıklardır ve imanla mükellef değildirler. Buna rağmen onlar arasında bile adalet tecelli edecektir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de inkârcının, hayvanların diriltildikten sonra tekrar toprak olduğunu görünce şöyle diyeceği haber verilir:
“Keşke ben de toprak olsaydım!” (Nebe, 78/40)
İnsan ise toprak olmayacak; yaptığı her şeyin hesabını en ince ayrıntısına kadar verecektir. Bu şuurda olan bir kimse kimseye haksızlık yapamaz. Eğer bir anlık gafletle bir zulüm işlemişse, helâlleşmek için elinden geleni yapar. Fakat hayvanla nasıl helâlleşilecektir? Bugün maalesef kedilere, köpeklere ve dilsiz hayvanlara yapılan vahşetlere şahit oluyoruz. Bu durum, açıkça bir merhamet eksikliğinin göstergesidir.
Resûlullah ﷺ, kıyamet gününde iflas eden kimseyi şöyle tarif eder:
“Ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir; fakat buna sövmüş, şuna iftira atmış, bunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş… Sevapları hak sahiplerine dağıtılır. Sevapları bittiğinde ise onların günahları kendisine yüklenir.” (Müslim, Birr, 59)
Bu ne kadar vahim bir tablodur! Allah kimseyi böyle bir akıbete düşürmesin. Yunus Emre’nin dediği gibi:
“Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü.”
Mümin, Allah’ın Rahmân ve Rahîm sıfatlarının tecellisine mazhar olmalıdır. Elini kaldırırken neye kaldırdığını, indirirken niçin indirdiğini bilmelidir. Bırakın canlıları, cansız varlıklara bile edeple muamele etmelidir.
Bütün bunlara rağmen şu da bir hakikattir: Tövbe kapısı, insanın son nefesine kadar açıktır. Resûlullah ﷺ şöyle buyurur:
“Allah, kulunun tövbesini can boğaza gelmedikçe kabul eder.” (Tirmizî, Daavât, 98)
Nitekim İsrailoğullarından yüz kişiyi öldüren adamın samimi tövbesi kabul edilmiştir. (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Tevbe, 46) Bu kıssa bize şunu öğretir: Kimse Allah ile kulun arasına giremez. Ancak tövbenin samimi olabilmesi için, insanı günaha sürükleyen çevrenin terk edilmesi gerekir.
Bu kardeşimize tavsiyemiz; kötü çevreden uzaklaşıp merhameti, vicdanı ve güzel ahlâkı besleyen insanlarla beraber olmasıdır. Nasıl ki bedensel ve psikolojik hastalıklar için uzmanlara gidiyorsak, bu noktada da bir merhamet eğitimi ve manevî rehabilitasyon arayışına girmelidir.
Unutulmamalıdır ki, yapılan hiçbir zulüm yanımıza kâr kalmaz. İlâhî adalet, günü geldiğinde mutlaka tecelli eder. Fırsat varken pişman olup tövbe edelim, merhameti kuşanalım ve Allah’ın yarattığı her mahlûku O’nun hatırı için sevelim. Rabbimiz hepimizi muvaffak eylesin.












YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!