“Seyyidü’l-kavmi Hâdimuhum” Ne Demek?
Abdullah Sert Hocaefendi, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) ‘Seyyidü’l-kavmi hâdimuhum’ hadisini açıklıyor; gerçek büyüklüğün hizmette olduğunu hatırlatıyor.
“SEYYİDÜ’L-KAVMİ HÂDİMUHUM: BİR KAVMİN EFENDİSİ ONLARA HİZMET EDENDİR” NE ANLAMA GELİR?
Resûlullah Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurur:
“Bir kavme hizmet eden kimse, ecir ve mükâfat bakımından onların en büyüğü ve efendisidir.” (Deylemî, el-Firdevs bi-Me’sûri’l-Hitâb, Beyrut 1986, II, 324.)
Evet, “Seyyidü’l-kavmi hâdimuhum” hadisi şeriflerde vardır. Bununla ilgili çok güzel bir hadisenin vürûd sebebi de rivâyet edilmiştir:
Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- sahâbeleriyle beraberken, bu defa Efendimiz ayakta hizmet ediyordu; sahâbeler ise oturuyordu. Demek ki Efendiler kalkıp onlara bir ikramda bulunmak istiyordu. O sırada bir ziyaretçi geldi ve “–Bu kavmin seyyidini arıyorum, başını, liderini, efendisini görmek istiyorum.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz:
“Seyyidü’l-kavmi hâdimuhum.”
“Aradığın kimse, şu anda ayakta hizmet eden kişidir; oturanlar değil.” buyurdu.
Yani “Şu anda kim hizmet ediyorsa, kavmin efendisi odur.” buyurmuş oldu. Adam da anladı ki, gerçek seyyid, hizmet eden kişidir.
Hakikaten büyüklerimizden de bu anlayışı gördük. Merhum Musa Efendi Hazretleri anlatırdı:
“Bazen Sâmi Efendi Üstâdımız bizleri devlet-hânelerine davet ederlerdi. ‘Efendim, ne olur, burası sizin eviniz; bizler sizin evlâdınızız, hizmetleri biz yapalım.’ derdik. Fakat o yine de ayakta olur, birçok hizmeti kendisi görürdü.
Çok güzel, gerçekten kıpta edilecek bir hâtıramız vardı. Bir defasında Sâmi Efendi Hazretleri ile Medine yolculuğumuz oldu. (Muhtemelen umreydi.) Giriş katında bir evi kendilerine tahsis etmiştik, ailece orada kalıyorlardı. Ortak katta başka misafirler vardı. Bana da üst kat verilmişti. Gençtim o zamanlar. Öğle vakti namazdan dönüyoruz, bir bakıyorum Sâmi Efendi -rahmetullahi aleyh- elinde tepsi, iki kat yukarı çıkmış, zile basıyor.
‘–Evladım, sen yalnız geldin buraya. Biz ailece aşağıda yemek yaptık. Aç kalma.’ buyurdu.
‘–Efendim, biz buraya hizmete geldik. Yemek lazım olursa ben kendim alayım. Siz bir işaret edin, ben koşup alırım.’ dedim. Hemen bir elektrikçi çağırdım, aşağıdan yukarıya bir zil bağlattım. ‘Efendim, siz yemek hazır olduğunda zile basın, ben koşup alayım.’ dedim. Çünkü biliyorum, muhakkak bana yemek getirecek. Onu önlemek için bu tedbiri aldım.
Ama ne oldu? Mübarek zili çalıyor, ben koşup iniyorum. Bu defa ortak katta buluşuyoruz. Yine elinde tepsiyle geliyor! İnsanları işte böyle anıyorlar. Bakın, Sâmi Efendi Hazretleri’nin vefatının üzerinden 40 sene geçti. Ama hâlâ o güzellik anlatılıyor.
Demek ki, ‘–Ben zile bastım, gelir alır.’ demiyor. ‘–Bu benim evlâdım bize hizmet ediyor, biz de ona hizmet edelim.’ diyor. Bir kat, iki kat fark etmez; gerekirse üç kat da çıkar. İşte böyle büyük insanlar gördük. Kendilerini farklı bir konumda görmezlerdi. Siz bir adım atarsanız, onlar iki adım atardı.”
Musa Efendi -rahmetullahi aleyh- bunu anlatırken gözleri yaşarırdı. İşte böyle güzel Allah dostlarıyla buluşturdu bizi Cenâb-ı Hak: evlâdına da hizmet eden insanlar…
Kıymetli kardeşlerim! Hadîs-i şerifin izahı işte budur. Resûlullah Efendimiz sahâbesine hizmet etmiştir. Madem öyle, biz de evlâtlarımıza hizmet ederiz. Anlayış bu olmalıdır.
Yakub Çerî Hazretleri’nin güzel bir sözü vardır:
“Velâyet mertebesine ulaşmanın delili; zâhirî ve bâtınî bakımdan Resûlullah Efendimiz’e tam mânâsıyla tâbî olmaktır.”
Çünkü herkes O’na tâbî olacaktır: Kutup da O’na tâbî, aktâb da O’na tâbî, gavs da O’na tâbî… Kim olduklarını bilmeyiz ama hakikat şudur: Herkes O’na tâbî olacak.
–Ben kutbum!
Hayır, Allah’ın Resûlü’ne tâbî isen kutupsun.
–Ben dervişim!
O hâlde Allah’ın Resûlü’ne tâbî olacaksın.
–Ben şeyhim!
O hâlde Allah’ın Resûlü’ne tâbî olacaksın.
–Ben devlet başkanıyım!
O hâlde Allah’ın Resûlü’ne tâbî olacaksın.
–Ben köleyim!
O hâlde Allah’ın Resûlü’ne tâbî olacaksın.
–Ben efendiyim!
O hâlde Allah’ın Resûlü’ne tâbî olacaksın.
Herkes O’na tâbî olacak. Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“(Habîbim!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tâbî olun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân, 31)
Yani Allah’a giden muhabbet yolu, ancak Resûlullah’a tâbi olmakla mümkündür. Ona tâbi olmadan muhabbetullah tahakkuk etmez.
Nitekim İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de şöyle der:
“Allah’a giden muhabbet ancak Resûlullah’a tebaiyetle tahakkuk eder. Ona tâbi olmadan, muhabbet-i ilâhiyyenin husûlü mümkün değildir.”










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!