Şeyh Edebali Kimdir?

Şeyh Edebali kimdir, nerelidir? Şeyh Edebali nerede yaşadı? Şeyh Edebali, Osman Bey ile nasıl tanıştı? Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e verdiği öğütler nelerdir? Şeyh Edebali’nin türbesi nerededir?

 Osmanlı’nın manevi mimarı Şeyh Edebali Hazretleri’nin hayatı.

ŞEYH EDEBALİ’NİN HAYATI

Şeyh Edebali Hazretleri 1206 yılında Karaman’da doğdu. Edebâli ilk tahsilini Karaman’da yaptı. Hanefî fakihi Necmeddin ez-Zâhidî’nin öğrencisi oldu. Daha sonra Şam’a giderek Sadreddin Süleyman b. Ebü’l-İz ve Cemâleddin el-Hasîrî gibi dönemin tanınmış âlimlerinden dinî ilimleri tahsil etti. Şam’dan ülkesine dönünce tasavvufa yöneldi.

Moğol istilâsının ardından büyük bir çalkantı ve buhran yaşayan Müslüman Anadolu’nun, içinde bulunduğu bu girdaptan kurtulması için büyük gayretler sarf etti.

Gerek Osmanlı Beyliği’nin mevcut coğrafî durumu, gerekse fertlerindeki İslâm’a hizmet heyecan ve aşkı ile dolu bir i‘lâ-yı kelimetullâh anlayışı nedeniyle Şeyh Edebali Hazretleri yakınlarıyla birlikte Osmanlı mülküne yerleşti ve cümle gayret ve himmetini bu beyliğin madden ve mânen büyüyüp gelişmesi için çalıştı.

Bilecik’te bir zâviye kurarak halkı irşada başladı. Zâviyesi hiç boş kalmadı. Şeyh Edebâli gelip geçen fukaranın her türlü ihtiyacını gidermeye çalıştı hatta bu maksatla koyun sürüsü bulundururdu.

ŞEYH EDEBALİ OSMAN BEY İLE NASIL TANIŞTI?

Şeyh Edebâli, Osman Bey ile Bilecik’te tanıştı. Âlim ve sûfîleri çok seven Osman Gazi, mübarek günlerde şeyhin zâviyesine giderek dinî ve idarî konularda her zaman onun görüşlerine başvururdu.

  • Osman Bey’in Rüyası

Osman Gazi, Şeyh Edebâli’nin zâviyesinde kaldığı bir gece, rüyasında şeyhin koynundan doğan bir ayın kendi koynuna girdiğini, aynı anda göbeğinden bir ağaç bittiğini ve bu ağacın gölgesinin dünyaya yayıldığını, altından dağlar yükseldiğini ve her dağın altından da suların çıktığını gördü.

  • Osman Bey’in Şeyh Edebâli’ye damat olması

Osman Gazi rüyasını Edebâli’ye anlatınca şeyh, “Hak Teâlâ sana ve nesline padişahlık verdi. Mübarek olsun. Kızım Malhun (Bala) Hatun da senin helâlin oldu” der. Edebâli’nin bu yorumu üzerine Osman Gazi Malhun Hatun ile evlendi. Bazı kaynaklarda bu rüyayı Osman Gazi’nin değil babası Ertuğrul Gazi’nin gördüğü ve şeyhin Osman Gazi ile evlenen kızının adının Râbia Hatun olduğu kaydedilir.

ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN BEY’E NASİHATLERİ

“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Âcizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adâlet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana...”

“Ey Oğul!

Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana… Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana...”

“Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı… Allâh Teâlâ yardımcın olsun. Beyliğini mübârek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalb versin.”

“Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelâmlısın… Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârlarında savrulur gidersin… Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlûb eder. Bunun için dâimâ sabırlı, sebâtkâr ve irâdene sahip olasın!..”

“Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir.”

“Milletin, kendi irfânı içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfândır.”

“Oğul!

 İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezânında ölürler.”

“Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazîlet ve adâletinle gün ışığına çıkacaktır.”

“Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir.”

“Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.”

“Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! (Gizlenmesi daha faydalı, hattâ elzem olan hususları) gördün, söyleme; bildin, deme! Sevildiğin yere (bıktıracak kadar) sık gidip gelme; muhabbet ve itibârın zedelenir...”

“Şu üç kişiye; yâni câhiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibârını kaybedene acı!..”

“Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”

“Haklı olduğun mücâdeleden korkma! Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervâsız, kahraman, gözüpek) derler.”

“En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir.”

“İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca lâflamaya başlar, lâf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflâh etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir...”

“Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.”

“Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.”

“Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..”

“Sevgi dâvânın esâsı olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!..”

“Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...”

Şeyh Edebâli mutasavvıf olması yanında bir rivayete göre ilk Osmanlı kadısı ve müftüsü oldu. Döneminin birçok fakihi ile görüştü ve onlardan ders aldı, çok sayıda talebe yetiştirdi. Önde gelen öğrencilerinden damadı Dursun Fakıh, şeyhten sonra Osmanlı Devleti’nin ikinci müftüsü ve kadısı oldu.

  • Şeyh Edebali hangi tarikati mensuptur?

Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî’ye nisbet edilen Vefâiyye tarikatına mensup olan Edebâli aynı zamanda Ahî Teşkilâtı’nın reisidir. Ahî şeyhliğinin Edebâli’den sonra kime geçtiği ise bilinmemektedir; ancak daha sonra I. Murad’a intikal etti.

Son zamanlarında kızı ve torunu Alâeddin Bey ile Bilecik’te oturan Edebâli’ye Kozağaç köyünün öşür ve hâsılatı verildi. Kızı Malhun Hatun (Bâlâ veya Rabia Hatun) kendilerine verilen bu köyü tekkeye vakfetti. Edebâli’nin kızı Mal Hatun adına Eskişehir’de bir Mal Hatun Ünâs Mektebi’nin mevcut olduğu da belgelerden öğrenilmektedir.

  • Şeyh Edebali ne zaman vefat etti?

Şeyh Edebâli, uzun bir ömür sürdükten sonra 1326 yılında Bilecik’te vefat etti.

  • Şeyh Edebali’nin türbesi nerede?

Şeyh Edebâli, adına Bilecik’te inşa edilen ahî zâviyesindeki türbeye defnedildi.

Kaynak:

[1] DİA

[2] Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Erkam Yayınları

ŞEYH EDEBALİ'NİN TÜRBESİ NEREDEDİR?

Şeyh Edebali'nin Türbesi Nerededir?

ŞEYH EDEBALİ'NİN, OSMAN GAZİ'YE NASİHATLERİ

Şeyh Edebali'nin, Osman Gazi'ye Nasihatleri

OSMAN GAZİ KİMDİR?

Osman Gazi Kimdir?

DURSUN FAKIH (TURSUN FAKI) KİMDİR?

Dursun Fakıh (tursun Fakı) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • Şeyh Edebali Hazretleri Selçuklu döneminin Karaman Eyaletine bağlı Kayseri sancağından dır. Oğlu Şeyh Mahmut olarak tanınan "MAHMUT GAZİ" dir. Torunu İvaz Ahmet Paşa olup, bu Ahmet Paşanın oğlu da Mevlit Nazımı Süleyman ÇELEBİ dir. (Kayseri Kocasinan Tapu Müdürlüğü Cilt 65 S.40 - Vakıflar Genel Müd. Kayseri Kadı Mahmud Vakfiyesi ve "Dün gibi" Edebali'nin Kayseri deki izleri Laçin Yayınları Hayrullah Adnan ŞİŞLİOĞLU) Şeyh Edebali'nin babası olarak kayıtlara geçmiş, ancak tarihi şahsiyeti bilinemeyen İbrahim ise Vezir Sadettin Köpek tarafından Ankara da hukuksuz bir şekilde recim ettirilmiş bulunan Pervane Taceddin İbrahimdir. Kendileri Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Abdülaziz kolundan gelen üçüncü kuşak torunu olmaktadır. Dolayısıyla dördüncü kuşak torunda Şeyh Edabali Hazretleridir. (Kayseri deki Kadim Hisarcık suyu vakfiyesi)

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.