Rabbimiz Bizi Nasıl Sever?

Rabbimiz bizi nasıl sever? Ehl-i dünya ve Ehl-i ukbâ ve ehl-i takvâ arasındaki fark nedir? Müslümanın kimi taklit eder?

İnsanda taklit temâyülü vardır.

Ehl-i dünya; meşhurların saçını, kıyafetini, davranışlarını ve sâir özelliklerini taklit eder. Farkına varsa da varmasa da, aslında birtakım örnekleri birebir kopyalayarak yaşar.

Ehl-i ukbâ ve ehl-i takvâ için de, Cenâb-ı Hak; Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i, en muazzam bir nümûne-i imtisâl olarak lutfeylemiştir.

Son nefesten sonra başlayacak ukbâ yolculuğunun her adımı nice tehlikelerle doludur. Nice zorlu geçitler, korku ve hüzün dolu bâdirelerle doludur. O tehlikelerden emin olabilmenin yolu, Cenâb-ı Hak ile dostlukta mesafe alabilmektir. Çünkü ancak Allah Teâlâ’ya dost olabilenler, korku ve hüzünden âzâde olabilecektir.

Öyleyse çok mühim sual şudur:

–Rabbimiz bizi nasıl sever?

İşte cevabı:

“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbî olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân, 31)

“–Mahşer yerinde kim kimin yanında olacak? O sert ve abus günde kiminle beraber olacağız?” suâlinin cevabı da şu hadîs-i şerifte verilmiştir:

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

Allah Teâlâ’ya olan sevgimiz, bizi Rasûlullah Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ittibâa sevk etmeli. Efendimiz’e olan sevgimiz de, her hâlimizde, O’nun en güzel örnekliğine uymamıza vesile olmalı. O’nun o en güzel sünnetleri ve âdâbı, bizim hayatımızı da güzelleştirmeli.

Bunun neticesi; mahşerde ve âhirette, Efendimiz’le beraber olabilme lutfuna mazhariyettir.

Eğer kalbimizdeki muhabbet; bu fiilî neticeyi hâsıl etmiyorsa, hâlimiz O’nun hâline bir nebze olsun benzemek yolunda değişmiyorsa, sevgimizde bir kusur var demektir. Sevgi; sözde kalıyor, öze aksetmiyor demektir.

Günümüzde aşk denilince, yanlış bir mânâ akla geliyor. Bedenin bedene muhabbeti, aşk değil şehvettir. Gerçek aşk ise rûhun rûha muhabbet duymasıdır. Bu ise insanı olgunlaştırır, ilâhî muhabbete basamak teşkil eder.

Gerçek muhabbetin hakikî tezâhürü şudur:

Samimî ve hakikî bir âşık; sevdiği uğrunda canını bile verse, yine de bir fedâkârlık yapabildiği hissini taşımaz. Tıpkı borcunu ödüyormuş gibi rahatlıkla bütün varlığını bezleder.

Sahâbe-i kiram, Rasûlullah Efendimiz’in muhabbetinden hisse aldıkça;

“–Yâ Rasûlâllah, emret! Canım, malım Sana fedâ olsun!” demeyi, canına minnet bilirlerdi.

Sahâbeyi Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına eriştiren; sözde değil, özde sahâbe olmalarıydı. Yani Allah Rasûlü’ne muhabbetlerini, O’nun sünnetine ittibâ ile taçlandırmalarıydı.

Sahâbe-i kiram, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şahsında bir insanlık âbidesi gördüler. O’na hayran olarak, bütün hayatlarını O’na râm eylediler. O’nun bir arzusunu gerçekleştirmek, hayatlarının en büyük gayesi hâline geldi.

Ashâb-ı kiram; Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in mükemmel vasıflarını, sîret ve sûret güzelliklerini zikretmeyi, gelecek nesillere aktarmayı da bir vazife bilirdi.

Ebû Kursâfe -radıyallâhu anh- şöyle naklediyor:

Ben, annem ve teyzem, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bey‘at edip yanından ayrıldığımızda, annem ve teyzem bana şöyle dediler:

“–Yavrucuğum, bu Zât gibisini hiç görmedik! Yüzü O’ndan daha güzel, elbiseleri daha temiz ve sözü daha yumuşak başka birini bilmiyoruz. Sanki mübârek ağzından nur saçılıyordu.” (Heysemî, VIII, 279-280)

İnsanın sîmâsı, bir bakıma gönlünün tercümanıdır. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sîret güzelliği sûretine aksetmişti. Peygamberimiz’in sûret ve sîret güzelliğine, şu hâdise muhteşem bir şâhittir:

Yahudi âlimlerinden Abdullah bin Selâm; Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medine’ye hicret edince merakla yanına varmış, vech-i mübâreklerine bakınca da;

“–Bu yüz asla yalan söylemez!” diyerek müslüman olmuştu. (Tirmizî, Kıyâme, 42/2485; Ahmed, V, 451)

Tabiî ki;

O müstesnâ güzelliği, kelimelerin kifâyetsiz imkânlarıyla ifade edebilmek de çok zordu. Hâlid bin Velid -radıyallâhu anh-; kendisine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i anlatmasını isteyen bir kişiye, bunu asla yapamayacağını söylemiş, çok ısrar edince de şu cümleyi sarf etmiştir:

“Gönderilen, gönderenin kadrince olur. (Fahr-i Kâinât Efendimiz’i gönderen Allah’tır. Hakk’ın elçisinin güzelliğini, ona göre var hesap et!..)” (Münâvî, V, 92/6478)

Hazret-i Ali, ne güzel hulâsa etmiştir:

“O’nu anlatmak isteyen biri mutlaka şöyle söyler:

«–Ben, ne O’ndan önce ne de O’ndan sonra, O’nun bir benzerini asla görmedim!»” (Tirmizî, Menâkıb, 19)

Bizler de her vesile ile; Fahr-i Âlem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in güzel hasletlerini okumalı, anlatmalı, evlâtlarımıza, gelecek nesillerimize ve insanlığa O’nu temâşâ ettirmeliyiz.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Eylül, Sayı: 247

İslam ve İhsan

ALLAH'IN SEVGİSİ NASIL KAZANILIR?

Allah'ın Sevgisi Nasıl Kazanılır?

ALLAH SEVGİSİ NASIL OLMALIDIR?

Allah Sevgisi Nasıl Olmalıdır?

ALLAH'IN SEVGİSİNİ KAZANMAK İÇİN DUA

Allah'ın Sevgisini Kazanmak İçin Dua

ALLAH’IN SEVGİSİNİ HAK EDENLER

Allah’ın Sevgisini Hak Edenler

ALLAH SEVGİSİ NASIL ELDE EDİLİR?

Allah Sevgisi Nasıl Elde Edilir?

ALLAH'IN KULLARINI SEVMESİ İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER

Allah'ın Kullarını Sevmesi İle İlgili Ayet ve Hadisler

ALLAH'IN SEVDİĞİ VE BUĞZ ETTİĞİ ÜÇ KİŞİ HADİSİ

Allah'ın Sevdiği ve Buğz Ettiği Üç Kişi Hadisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle