Peygamber Efendimiz’i Gerçekten Tanıyabilir miyiz?
Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) tanımak ve anlamak neden bu kadar önemlidir? O’nu gerçekten nasıl tanıyabiliriz?
Hâlid bin Velid -radıyallâhu anh- bir seriyye esnâsında Müslüman bir aşîretin yanında konaklar. Aşîret reisi ona:
RASÛLULLAH’IN ŞÂNINI KİM ANLATABİLİR?
“–Bize Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i anlatır mısınız?” der.
Hâlid bin Velid -radıyallâhu anh- :
“–Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in o ebedî güzelliklerini anlatmaya güç yetmez. Hele tafsîlâtıyla anlatmamı istersen, bu hiç mümkün değil!” der.
Reis:
“–Bildiğin kadarıyla anlat! Kısa ve öz olarak târif et!” deyince Hâlid -radıyallâhu anh- şu karşılığı verir:
“Gönderilen, gönderenin kadrince olur!..”[1]
Yani gönderen, Âlemlerin Rabbi olduğuna göre, gönderilenin şânını, var sen hesâb et!..
BEŞER İDRÂKİ PEYGAMBER EFENDİMİZ’İ KAVRAYABİLİR Mİ?
Velhâsıl Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in yüceliğini tam mânâsıyla kavramaya hiçbir beşerin gücü yetmez. Biz, O’nu kendi sınırlı idrâkimizle ölçemeyiz. Nitekim beşer idrâkinin bu sahadaki aczi yüzündendir ki, O’nu bizzat Cenâb-ı Hak tekrîm ve takdîm ediyor. O’nun şânını ifâde sadedinde;
“Allah ve melekleri, Peygamber’e salât ederler. Ey mü’minler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin.” (el-Ahzâb, 56) buyuruyor. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in bir hilkat bedîası, yani yaratılış şâheseri ve eşsiz bir sanat hârikası olduğunu, bizzat Cenâb-ı Hak beşer idrâkine îlân ediyor.
Bu itibarla O’nu anlamak, Hakk’a kullukta en mühim basamaktır. O’nu anlamadan, O’nu tanımadan, O’nun izinden gitmeden ve O’nun gönül hassâsiyetlerinden nasîb almadan, ne îmânımız tam bir îmân olur, ne Kur’ân’ı tam olarak idrâk edebiliriz, ne de kulluğumuz tam bir kulluk olur...
Âyet-i kerîmede buyrulur:
“(Rasûlüm!) O’nu Rûhu’l-Emîn (Cebrâil) îkaz (ve irşâd) edicilerden olasın diye, apaçık bir Arap diliyle, Sen’in kalbine indirmiştir.” (eş-Şuarâ, 193-195)
O’nun 23 senelik nebevî hayâtı Kur’ân’ın tefsîri mâhiyetindedir. Kur’ân’ın sır ve hikmetleri de ancak Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kalbî dokusundan hisse almakla anlaşılır.
Dipnot:
[1] Münâvî, V, 92/6478; Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye Tercümesi, İstanbul 1984, s. 417.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 1, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!