Osman Nuri Topbaş Hocaefendi: ‘Ayasofya Camii Hayırlı Mübarek Olsun’

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'den Ayasofya Camii hakkında kıymetli nasihat ve öğütler? Ayasofya Camii'nin önemi ve kıymeti nedir? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin yayınlanan Ayasofya Camiî mesajı...

Şimdi mânevî îmar zamanı. Ayasofyaʼyı yalnız cumalarda ve bayramlarda değil, beş vakit namazda cemaatle îmar ve ihyâ zamanı. Cenâb-ı Hakkʼa bu azîz nîmeti tekrar ihsân etmesinden dolayı fiilî şükrümüzün en güzel ifadesi bu olacaktır.

Unutmayalım ki, değeri bilinmeyen, lâyıkıyla sahip çıkılmayan ve şükredilmeyen nîmetlerin elden çıkması mukadderdir. Buna mukâbil; değeri bilinip sahip çıkılan ve şükredilen nîmetleri ziyadeleştirmek de ilâhî bir vaattir.

AYASOFYAʼNIN TEKRAR CÂMÎ HÜVİYETİNE RÜCÛ EDİLİŞİ HAYIRLI VE MÜBÂREK OLSUN

Câmiler, şiâr-ı İslâmʼdır. Peygamber Efendimizʼin müjdesine nâil olan Fâtih Sultan Mehmed Hânʼın fethettiği azîz İstanbulʼun gözbebeği olan Ayasofya da; fethin sembolü, ecdat yâdigârı bir mukaddes emanettir. Fâtihʼin bedelini ödeyerek bizzat satın aldığı, sonra da mülkiyeti Allâhʼa, faydası ümmet-i Muhammedʼe ait olmak üzere vakfettiği bir Câmi-i Kebîrʼdir.

Vakıfları koruma hassâsiyeti, İslâm’da o kadar mühimdir ki;

“Bir malı vakfedenin koyduğu şart, Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu hüküm gibidir.” denilmiştir.

Nasıl ki bir Kurʼân âyetinin değiştirilmesi düşünülemezse, vâkıfın şartı da dokunulmazdır, değiştirilemez. Asırlar önce yapılmış vakıfların pek çoğunun mâhiyeti değişmeden günümüze kadar intikal etmeleri, hep bu temel kâideye riâyetle mümkün olmuştur.

Fâtih Sultan Mehmed Hânʼın vakfiyesinde de, vakfın şartlarını koruyanlar için hayır duâ, değiştirip ihlâl edenler için ise mânevî bir tehdit ihtivâ eden çok ağır bir bedduâ vardır.

Ayasofyaʼnın vakfedilme gâyesine uygun şekilde tekrar câmi olarak açılacak olması;

  • Bu ağır bedduânın kasvet ve zulmet bulutlarının dağılmasıdır.
  • 86 senelik ağır bir yanlıştan dönülmesidir.
  • Müslümanların gasp edilmiş bir hakkının iade edilmesidir.

Uzun bir fetret ve hasret devrinin ardından âdeta bir ba‘sü ba‘deʼl-mevt gibi, bedenin rûhuna, maddenin mânâsına yeniden kavuşmasıdır.

ÜMMETE BÖYLE BİR BAYRAM SEVİNCİ YAŞATAN CENÂB-I HAKKʼA SONSUZ HAMD Ü SENÂLAR OLSUN

Ümmete böyle bir bayram sevinci yaşatan Cenâb-ı Hakkʼa sonsuz hamd ü senâlar olsun. Ayasofya’yı dertlenerek çilesini çekmiş olan büyük dâvâ adamlarından ebediyete irtihâl etmiş olanların ruhları şâd olsun. Yine mahzun Ayasofya’nın yeniden yüzünün güldüğü bugünlere ulaşmasında, kalbî ve fiilî duâlarıyla, maddî-mânevî emeği geçen herkese şükranlarımızı arz ederiz.

Cenâb-ı Hak, başta Mescid-i Aksâ olmak üzere, ümmetin gasp edilmiş bütün mukaddes emânetleri üzerindeki esaret zincirlerinin birer birer kırılmasını, onların da tez zamanda aslına rücû etmesini müyesser kılsın. Cümlemizi de bu uğurda fedakârca hizmet eden gayret-i dîniyye sahibi sâlih müʼminlerin kervanına dâhil eylesin.

Rabbimiz buyuruyor:

“Allâhʼın mescidlerini ancak Allâhʼa ve âhiret gününe îmân eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler îmâr eder. Doğru yola ermiş olmaları umulanlar, işte bunlardır.” (et-Tevbe, 18)

Şimdi mânevî îmar zamanı. Ayasofyaʼyı yalnız cumalarda ve bayramlarda değil, beş vakit namazda cemaatle îmar ve ihyâ zamanı. Cenâb-ı Hakkʼa bu azîz nîmeti tekrar ihsân etmesinden dolayı fiilî şükrümüzün en güzel ifadesi bu olacaktır.

Unutmayalım ki, değeri bilinmeyen, lâyıkıyla sahip çıkılmayan ve şükredilmeyen nîmetlerin elden çıkması mukadderdir. Buna mukâbil; değeri bilinip sahip çıkılan ve şükredilen nîmetleri ziyadeleştirmek de ilâhî bir vaattir.

Rabbimiz;

Ayasofyaʼnın tekrar câmî hüviyetine rücû edişini hayırlı ve mübârek kılsın.

Ülkemizle birlikte âlem-i İslâm’ın aydınlık istikbâlinin müjdecisi eylesin.

Ümmet-i Muhammedʼe daha nice bayram sevinçleri yaşatacak maddî-mânevî fetihler ihsan buyursun.

“Ey kapılar açan Allâhʼımız! Bize hayır kapılarını aç!” Âmîn!..

Kaynak: osmannuritopbas.com

AYASOFYA TARİHİ

Ayasofya Tarihi

AYASOFYA ADININ MANASI

Ayasofya Adının Manası

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.