“O Benim Gibi Birine Bunu Nasıl Yapar?” Diyor musunuz?

Kimseyi kırmamanın, incitmemenin bir sonraki mertebesi ise, daha da zor olan bir haslettir. Peki bu haslet nedir? Bu hasleti kazanmanın mükafatı nelerdir?

Alınganlık, başkasına kırılmak ve gücenmek gibi duygular tahlil edildiğinde görülür ki; derûnunda, kişinin kendi izzet-i nefsinin bir mağlûbiyeti mevzubahistir. Yani ne kadar haklı olursa olsun, içindeki duygu;

“–O benim gibi birine bunu nasıl yapar?” hissiyâtıdır. Bu sebeple, «kalb-i selîm»in şartı böyle bir enâniyet duygusundan da kurtulmaktır.

NEFSİN İZZETİ Mİ OLURMUŞ?

Şu kıssa güzel bir misaldir:

Abdülaziz Bekkine -rahmetullâhi aleyh-’e bir kişi mürîd olmak için gelir. Hazret, mânevî ders vermeden önce bu kişiye bir vazife verir:

“–Dargın olduğunuz herkesle aranızı düzeltin, helâlleşin öyle gelin...”

Mürîd olmak isteyen zât, uzun süre bu vazifeyi tamamlayamayınca; Hazret, karşılaştıklarında bu kişiye gecikmesinin sebebini sorar. Talebesi;

“–Dargın olduğum şahıslarla aramı düzeltmek için özürler dilemek, alttan almak izzet-i nefsime dokunuyor.” cevabını verince, Abdülaziz Bekkine -rahmetullâhi aleyh- şöyle der:

“–A evlâdım, nefsin izzeti mi olurmuş?”

Peygamberler ve ashâb-ı kirâmın hayatlarında; en affedilmeyecek işleri yapan mü’min kardeşlerini affettiklerini, bütün kusurların üzerine bir şal atıp bağışlama yolunu tuttuklarını görürüz.

Hazret-i Yûsuf; kendisini tartaklayarak kuyuya atan, böylece babasından, evinden uzaklaşmasına ve köle olarak yabancılara satılmasına sebep olan kardeşlerini, yıllar sonra karşısında el pençe dîvan durdukları hâlde affediverdi. Hattâ başa kakma, yaptıklarını yüzlerine vurup -birkaç acı sözle olsun- içini ferahlatma yoluna bile gitmedi. Üstelik kendisi bir vezir, bir hükümdar mevkiindeydi ki, kardeşlerine her türlü cezayı verebilecek kudretteydi.

"SİZİN HAKKINIZDA NE YAPACAĞIMI SANIRSINIZ?"

Rasûlullah Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, Mekke’yi fethe nâil olduğunda; kendisine Mekke döneminde 13 sene her türlü alay, ezâ, hakaret ve tehdidi revâ gören, Medine döneminde de yıllarca savaşlarla ve işgal teşebbüsleriyle en ağır muamelede bulunan, nice çok sevgili sahâbîsinin canına kıyan Mekkeli hemşehrilerine;

“–Ey Kureyş topluluğu! Şimdi benim, sizin hakkınızda ne yapacağımı sanırsınız?” dedi.

Kureyşliler;

“–Biz Sen’in hayır ve iyilik yapacağını umarak; «Hayır yapacaksın!» deriz. Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun!..” dediler.

Bunun üzerine Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“–Ben de Hazret-i Yûsuf’un kardeşlerine dediği gibi derim:

«...Size bugün (eski yaptıklarınız sebebiyle) hiçbir başa kakma ve ayıplama yok! Allah sizi affetsin! Şüphesiz O, merhametlilerin en merhametlisidir.»
(Yûsuf, 92)

Haydi gidiniz, artık serbestsiniz!” (Bkz. İbn-i Hişâm, IV, 32; Vâkıdî, II, 835; İbn-i Sa‘d, II, 142-143)

Bu güzel muamele sayesinde bu kitlenin hemen hemen tamamı kısa sürede îmâna kavuştu.

Kalbinde mü’min kardeşlerine karşı bir bürûdet / soğukluk taşımamanın güzîde bir misâli de, Huzeyfe -radıyallâhu anh-’tır. Onun babası, Bedir Harbi’nde bir yanlış anlama ile müslümanlar tarafından hatâen öldürüldü. Huzeyfe -radıyallâhu anh-; kardeşlerini affettiği gibi, Peygamberimiz’in ödettiği diyeti de fukarâya dağıttı.

Hazret-i Ebûbekir Sıddîk ve sıddîka kızı Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhümâ- da, mü’min kardeşlerini affetme ve kalplerinde onlara karşı bir bürûdet bırakmama husûsunda zirve misaller oldular.

Hazret-i Âişe’ye atılan iftira hâdisesine, Hazret-i Ebûbekir’in sürekli yardım ettiği bir muhâcir akrabası da karışmıştı.

Hazret-i Ebûbekir; çok tabiî olarak, bu şahsa bir daha yardım etmeyeceğine yemin etti. Hazret-i Ebûbekir’in yardımı kesilince bu şahıs ve ailesi perişan bir hâle düştü. Lâkin Cenâb-ı Hak, bu kat‘-ı rahim / akrabalık bağını kesme davranışına râzı olmadı. Şu mealdeki âyet-i kerîme nâzil oldu:

“İçinizden fazîletli ve servet sahibi kimseler, akrabaya, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dair yemin etmesinler.

  • Affetsinler, bağışlayıp geçsinler.
  • Allâh’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız?

Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (en-Nûr, 22)

Bu âyet-i kerîmenin nüzûlünden sonra Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh-;

“–Ben elbette Allâh’ın beni bağışlamasını isterim!” dedi. Ardından yemin keffâreti vererek, yapmakta olduğu hayra devam etti. (Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56; Taberî, Tefsîr, II, 546)

Düşünelim:

Bir kişi; Allah Rasûlü’nün muhtereme hanımına, Hazret-i Ebûbekir Efendimiz’in kerîmesine, hem de vesîle-i nimeti ve akrabası olduğu bir şahsın kızına iftiraya karışıyor. Fakat Cenâb-ı Hak; fazîlet sahibi bir kişinin, böyle bir şahsa dahî gönlünde bir kin, nefret ve soğukluk duygusu barındırmasına müsaade etmiyor. Ona bir de iyilik yapmasını emrediyor.

BU KABAHATLERİ İŞLEYEN İNSANLARIN YANINA KÂR MI KALSIN?!

Akla şöyle bir sual gelebilir:

“–Bu kabahatleri işleyen insanların yanına kâr mı kalsın?!. Onlara hak ettikleri gibi davranmalıyız ki, onlar da suçlarını anlasınlar!.. Bir daha böyle bir hataya düşmesinler!..”

Hâlbuki;

Rabbimiz bize kötülüğü kötülükle değil, iyilikle bertaraf etmemizi emrediyor. Âyet-i kerîmede buyurulur:

“...İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman (göreceksin ki), seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost oluvermiştir.” (Fussilet, 34)

Kalbin bu kıvâma ermesi, kalbin tam bir tevâzua nâil olması ve îman kardeşliğini yaşamasıyla mümkündür. Hâsılı, îmânın sevinci, bir mü’mine her şeyi unutturacak.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Temmuz, Sayı: 257

İslam ve İhsan

"ÖFKELENİNCE KENDİMİ TUTAMIYORUM" DİYENLER İÇİN ÇOK KIYMETLİ BİR ÖRNEK

"Öfkelenince Kendimi Tutamıyorum" Diyenler İçin Çok Kıymetli Bir Örnek

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle