Nöroplastisite Nedir? Beyin Kendini Nasıl Yeniler?

Nöroplastisite nedir? Beyin kendini nasıl yeniler? Öğrenme, hafıza, BDNF, egzersiz ve zihinsel alışkanlıkların beyin üzerindeki bilimsel etkilerini öğrenin.

Tıp fakültelerinde doğruluğu tartışılmaz kesinlikte anlatılan konular var(dı).Bunların meşhurlarından biri:

 "Beyninizdeki sinir hücrelerinin (nöron) sayısı çocuklukta zirveye ulaşır. Yetişkinlikte ise asla yeni hücre oluşmaz. Bir sebepten hasar gören beyin hücreleri asla geri gelmez."

Bu karamsar bakış açısı, felç geçiren veya trafik kazası ya da düşme ile beyni hasar gören hastaların kaderine terk edilmesine neden oluyor, beyin, paketlenmiş, üzerinde oynama yapılmaz diz üstü bilgisayar gibi görülüyordu. Bu durum -en azından laboratuvar düzeyinde- günümüzde biraz değişti.

Yazılıp bitmiş roman zannedilen beyin şimdi sürekli şekil değiştirebilen canlı bir ormana benzetiliyor. Değişimin anahtarı da “Nöroplastisite.”

NÖROPLASTİSİTE NEDİR?

 Nöroplastisite, sinir sisteminin iç veya dış uyaranlara cevap olarak yapısal ve fonksiyonel yapısını yeniden düzenleme kabiliyetidir. Yani beyin, maruz kaldığı her deneyimle fiziksel yapısını kelimenin tam anlamıyla yeniden inşa eder.

Beynimizde yaklaşık 86 milyar sinir hücresi (nöron) bulunur. Bu nöronlar birbirleriyle doğrudan temas etmez. Aralarında sinaps adı verilen mikroskobik boşluklar ve bağlantı noktaları vardır. Nöronlar, bu sinapslar aracılığıyla birbirlerine sinyaller göndererek haberleşir.

Yeni bir dil öğrenmeye veya bir el aleti (mesela bir tamir aleti) kullanmaya başladığınızda, beyninizdeki ilgili nöronlar arasında ilk kez zayıf bir sinyal alışverişi olur. Bu bağlantı, ormandaki henüz açılmamış, çalılarla dolu ilkel bir patika gibidir. İlerlemek zordur, çok enerji harcatır ve hata yapma payı yüksektir. Aynı hareketi veya kelimeyi defalarca tekrar ettiğinizde, o patikadan sürekli elektrik sinyalleri geçer. Hücreler birbirini daha iyi tanımaya başlar. Patika genişler ve bir toprak yola dönüşür. Yıllar süren pratiklerin ardından, o yolun etrafı miyelin kılıf adı verilen bir yağ tabakasıyla kaplanır. Miyelin, sinyal iletim hızını tam 100 kat artırır. Artık orası çok şeritli, pürüzsüz bir otobandır. Bilgiyi veya hareketi düşünmeden, refleks olarak yaparsınız.

Tam tersi senaryoda ise, kullanılmayan yollar körelir. Nörolojide buna "Kullan ya da kaybet" prensibi denir. Eğer öğrendiğiniz yabancı dili yıllarca konuşmazsanız, beyin o yolun bakımını yapmayı bırakır. Bağlantılar zayıflar ve yol zamanla tekrar çalılarla kaplanarak kapanır.

Herkesin hayatında bu bilgiyi destekleyecek birçok hadise vardır ama konunun en önemli muhatabı Kur’an-ı Kerimimizin hafızlarıdır. Bir sormak lazım, o kadar zahmetle hafızaya nakşedilen lafz-ı ilahi, ihmal edildiğinde nasıl rüzgârda uçuşan yapraklara dönüyor.

Buraya kadar anlattıklarımız aslında yaşadığınız / bildiğiniz kaidelerin tıbbi kanıtının olduğunu ifade etmekti. Bahsetmek istediğimiz konuya gelince…

BEYİN KENDİNİ YENİLER AMA NASIL?

Fonksiyonel Plastisite: Beynin hasar gören bir bölgesinin görevini, hasar görmemiş başka bir bölgenin üstlenmesi yeteneğidir. Mesela, beynin sol yarım küresindeki konuşma merkezi pıhtı atması sonucu felç geçiren ve konuşma yetisini kaybeden bir hastayı düşünelim. Yoğun konuşma terapileri sonrasında, beynin sağ yarım küresindeki sağlam hücreler zamanla konuşma fonksiyonunu öğrenebilir ve hastanın yeniden konuşmasını sağlayabilir. Beyin, rotası kapanan bir yoldaki trafiği alternatif yan yollara yönlendiren akıllı bir navigasyon sistemi gibi çalışır.

Yapısal Plastisite: Beynin öğrenme, hafıza ve çevreye uyum sağlama sürecinde fiziksel yapısını doğrudan değiştirebilmesidir. Bunun en popüler bilimsel kanıtı, tarihe geçen: “Londra Taksi Şoförleri Deneyidir.”

Londra gibi bin yıllık geçmişi olan dolambaçlı sokakları, caddeleri bilmek zorunda olan taksi şoförlerinin beyin MR'ları çekilmiş. Sonuç: Şoförlerin, yön bulma ve mekânsal hafızadan sorumlu olan hipokampus bölgelerinin, sıradan insanlara göre fiziksel olarak çok daha büyük ve yoğun olduğu görülmüş. Üstelik meslekte geçirilen yıl arttıkça, bu büyümenin arttığı görülmüş. Bu çalışma, yoğun zihinsel faaliyetlerin beynin hacmini fiziksel olarak büyütebileceğinin en somut kanıtı olmuş.

Sonra sürekli sabit rotada çalışan otobüs şoförlerinde aynı araştırma tekrarlanmış onların hipokampusunda büyüme saptanmamış. Aynı ekibe emeklilik sonrası yapılan değerlendirmeler “kullan ya da at” prensibinin de doğruluğunu kanıtlamış.

Ama bir de sıkıntı fark edilmiş;  haritaları saklayan arka bölge gelişince ön tarafa bası yapıyor. Bu bölgenin dürtü baskılayıcı özelliği ortadan kalkıyor, sonuçta “gergin, atarlı- giderli taksici abi” profili ortaya çıkıyor.

Yani bir taksici abi trafikte gerginlik yaşatıyorsa, sırf sizi doğru yoldan götürmek için gösterdiği gayretten ötürü yapıyor!

STRES VE OLUMSUZ DÜŞÜNCELER BEYNİ NASIL DEĞİŞTİRİR?

Bu arada nöroplastisite her zaman bizim lehimize çalışmaz. Beyin, iyi veya kötü ayrımı yapmadan neye maruz kalırsa ona göre şekillenir. Eğer beyni sürekli strese, kaygıya, olumsuz düşüncelere, travmatik anılara veya bağımlılık yapıcı maddelere maruz bırakırsak, beyin bu kötü senaryoların otobanları da inşa eder. Sonuçta ne olabileceğine dair bir iki örnek verelim:

Kronik Ağrı Sendromu: Fiziksel bir yaralanma iyileştikten aylar sonra bile hastanın hala şiddetli ağrı hissetmesi negatif plastisite örneğidir. Beyindeki ağrı nöronları o kadar sık ateşlenmiştir ki ortada fiziksel bir neden yokken bile ağrı sinyali üretmeye devam eden kalıcı bir yolak oluşmuştur.

Bunun daha dramatik örneği “fantom ağrısıdır.” Kangren gibi bir sebepten, uzun süre ağrı çeken kişinin ampute edilen (kesilen) bir kol veya bacağı sanki hala yerindeymiş gibi şiddetle ağrı duyması, tamamen beyindeki haritaların karışmasından kaynaklanır. Beyinde kolu temsil eden bölge boş kaldığında, komşu bölgeler (örneğin yüz nöronları) bu alanı işgal eder. Sonuçta hasta yüzüne dokunulduğunda, olmayan elinin acısını hisseder.

 Ya da sürekli felaket senaryoları düşünmek, beynin korku merkezi olan amigdalayı büyütür. Amigdala büyüdükçe kişi her olayda daha çok korku ve panik hisseder. Beyin, kaygılı olma konusunda ustalaşır. Yani bela “ağızdan çıkan söze bağlıdır” gerçeği bir adım daha ileri gider. Bela zihinden geçen olumsuz fikirlerle bile davet edilebilir.

YENİ HÜCRE YAPILIYORMUŞ ASLINDA…

Eskiden imkânsız olduğu düşünülen, beyinde yeni hücre yapımının aslında devam ettiğine dair kuvvetli kanıtlar bulunmuş. Mucizenin adı: BDNF (Brain-Derived Neurotrophic Factor)

BDNF, nöral kök hücrelerden yeni nöronların büyümesini uyarır ve kontrol eder. Beyinde bu protein ne kadar yüksekse, beyin o kadar taze hücre üretir, öğrenme hızı o kadar artar ve yaşlanmaya karşı o kadar dirençli hale gelir.

BDNF seviyesini artıran yani pozitif nöroplastisiteyi tetikleyen unsurların en önemlileri şunlardır:

  • Beynin en büyük düşmanı monotonluktur. Her gün aynı işi yapmak, aynı yoldan eve gitmek beyni tembelleştirir. Yabancı dil çalışmak, fikir kitapları okumak veya alışık olunmayan el ile iş yapmak beyni yeni yollar inşa etmeye zorlar.
  • Egzersiz: Koşmak, tempolu yürümek ve yüzmek gibi kalp ritmini artıran egzersizler, beyne giden oksijen miktarını artırır. Bu da BDNF salınımını doğrudan ve en güçlü şekilde artıran yöntemdir.
  • Kaliteli Uyku: Gün içinde öğrendiğimiz ham bilgiler, uyku esnasında (özellikle derin uyku evresinde) kalıcı hafızaya aktarılır. Uyku, sinaptik bağların kaynak yapılarak sağlamlaştırıldığı yenileme dönemidir.
  • İçtimai olmak: Yeni insanlarla tanışmak, farklı kültürler görmek ve yeni coğrafyalar keşfetmek beynin görsel ve duygusal haritalarını baştan aşağı yeniler.

Yaşınız kaç olursa olsun, zihninizi zorlamaya, yeni şeyler denemeye ve hareket etmeye devam ettiğiniz sürece beyniniz de size yeni bağlantılar, taze hücreler ve dinç bir zihinle yanıt verir.

Belki yüzlerce sayfalık bilginin – ki çoğu üst düzey akademik konular- küçük bir özetini paylaştık ama yazıya biraz daha yukarıdan bakınca şunları söylemek mümkün:

  • Kötü şeyleri düşünüp/ konuşup sıkıntıları davet etme!
  • Mensubu olduğun hayırlı çevreyle ilişkilerini artırarak sürdür.
  • Hareket et, “iki günün bir olmasın.”
  • Beynin hep çalışsın okusun, tefekkür etsin, ezberlesin…

Hep çok bilindik prensiplerden bahsetmişiz. Bin yıldır Ata yurttan, Buhara’dan gelen, Altınoluk dergimizin orta sayfalarından bize ulaştırılan nasihatlerden başka bir şey keşfetmemişiz.

Rabbimiz layıkı ile istifade etmeyi nasip eylesin.

Kaynak: Fırat Erdoğan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485

İslam ve İhsan

AĞRININ NEDENİNİ BİLMEK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Ağrının Nedenini Bilmek Neden Önemlidir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle