MUAFİYET NE DEMEK?

Mu­âfi­yet: Af­fe­dil­miş, ba­ğış­lan­mış ol­ma. İs­tis­nâ, im­ti­yâz. Bu­la­şı­cı bir has­ta­lı­ğa kar­şı aşı­lan­mak sû­re­tiy­le el­de edi­len ko­run­ma hâ­li, ba­ğı­şık­lık anlamlarına gelmektedir.

MUAFİYET KELİMESİNE ÖRNEK CÜMLELER

Hakîkaten bir kul, güzel hâli, sâlih amelleri ve mânevî derecesi sebebiyle helâl-haram hudutlarından muaf tutulacak olsaydı, evvelâ
insanlığın Hakk’a kulluktaki zirvesi olan Peygamber Efendimiz (s.a.v) böyle bir muâfiyete sahip olurdu. O’na bile böyle bir imtiyaz tanınmadığına
göre, hiç kimseye de tanınacak değildir.

*****

hâlde Hak yolunda kim hangi dereceye varırsa varsın, hiçbir zaman kulluk mes’ûliyetinden kurtulamaz ve amellerinde hiçbir şekilde eksiltme ve muâfiyet ihdâs edemez. Yâni farzlar, vacipler, sünnetler, haramlar, helâller, mübahlar, müstehaplar ve diğer bütün ilâhî düstur ve mükellefiyetler, kulluk yolundaki herkesin omuzlarına konmuş olup ölüm vaktine kadar da alınmayacaktır. Onun için gerçek mürşid-i kâmiller, bütün bir ömrünü:

“Rabbini hamd ile zikret, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.” (el-Hicr, 98-9) emrinetâbî olarak yaşayabilme gayreti içinde olurlar.

*****

Bir sahâbî, âmâ olduğu için cihaddan muaf tutulmuştu. Fakat o mübârek sahâbînin; “Hiç olmazsa sancağı tutabilirim.” düşüncesiyle Kadisiye
Harbi’ne katılması, gönlünde taşıdığı bu nisâb belirsizliğinden doğan endişenin bir neticesi ve her hâlükârda bir hizmete tâlip olma arzusunun açık bir tezâhürüdür.

*****

Âyet-i kerîmenin beyânına göre, harpten muaf olanlar, memleketlerinde fitneye meydan vermez, yalan haberler yaymaz, harbe iştirâk etmiş bulunan mücâhidlerin âilelerine yardımcı olur ve amel-i sâlih işlerlerse, muhârebeye katılamamaktan dolayı kendilerine bir günah yazılmaz. Ancak bunların harbe iştirâklerini yasaklayan herhangi bir emir de sâdır olmadığından, arzu ederlerse, orduya yük olmamak şartıyla harbe iştirâk edebilirler.

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle