Ma'kıl İbni Sinan El-eşcaî (ra) Kimdir?

Ma’kıl ibni Sinan el-Eşcaî radıyallahu anh, kendi kabilesinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i ilk tanıyan ve Efendimize ilk teslim olan bahtiyarlardan!...

Eşcâ kabilesinin İslâm’la şereflenen ilk yiğidi!.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in Beni Hilâl Âmir’e İslâm dâvetcisi olarak gönderdiği bir tebliğ eri!..

Mekke Fethi’nde Eşcâ kabilesinin sancaktarlığını yapan kahraman bir sahâbi!.. O, Gatafân kabilesinin Eşcâ koluna mensuptur. Ebû Abdurrahman, Ebû Yezîd, Ebû Îsâ ve Ebû Sinan künyeleriyle anılırdı. Kabilesi içerisinde İslâm’ın nuruna ilk kavuşan, çevresinde ilk müslüman olma şerefini elde eden bir bahtiyar.

Ma’kıl ibni Sinan radıyallahu anh’ın nasıl müslüman olduğuna dair geniş bir bilgiye sahib değiliz. Fakat, Eşcâ kabilesinin Medine’ye gelip müslüman olmaları ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le karşılıklı anlaşma, muâhede yapmaları şöyle anlatılmaktadır:

“-Benî Eşcâ’lılar, Adnan soyundan gelen Kahtan kabilelerinden olup babalarının adıyla Eşcâ diye anılırlar. Onlar, Medine çevresinde otururlardı.

Hendek yılında Eşcâ kabilesinden 400 kişilik bir savaş birliği, Mes’ud ibni Ruhayle’nin kumandası altında gelip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e karşı Ebu Süfyan’ın ordusuna katılmıştı. Benî Kurayza savaşından sonra, başlarında yine Mes’ud ibni Ruhayle olduğu halde 700 kişilik bir kafile, Medine’ye gelerek Sel’ dağının vâdisine yerleşip konmuşlardı.

Eşcâ kabilesinin Medine’nin yakınına gelip konduklarını haber alan Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz derhal onların yanlarına gitti. Ashabına da onlar için hurma yükletilip getirilmesini emir buyurdu.

GÖNÜLDE AYDINLIK VE SEVİNÇ

Eşcâ’lılar, Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in kendilerine gelişinden, ihsan ve ikramından pek memnun kaldılar. Gönüllerinde bir aydınlanma ve sevinç meydana geldi. Kalbleri İslâm’a karşı ısındı ve samimi olarak şu talebde bulundular:

“Ey Muhammed!.. Kavmimiz olan Araplar içinde yurtları sana bizden daha yakın ve bizden daha az kimseler bulunduğunu bilmiyoruz. Size en yakın biziz. Biz, sana düşmanlıktan, senin kavminle çarpışmaktan sıkılıyoruz! Bunun için, seninle anlaşma yapmaya geldik!” dediler.

İki Cihan Güneşi Efendimiz Eşcâ kabilesinin bu taleb ve isteğine derhal olumlu cevap verdi. Onların İslâm’la buluşması için bunu fırsat bildi ve hemen onlarla anlaşma yaptı. Benî Eşcâ’lılar, muâhede yaptıktan sonra toptan İslâm’la şereflendiler.” (İbni Sa’d, Tabakat c.1 s.306; M. Âsım Köksal, İslam Tarihi 4/349-350)

Ma’kıl ibni Sinan radıyallahu anh, bütün ashâb-ı kiram efendilerimiz gibi bir tebliğ eri olarak yaşadı. Bir ömür hayatını, İslâm’ı yaşama ve yaşatma mücadelesi içerisinde geçirdi. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz onu, Benî Hilâl ibni Âmir kabilesine İslâm davetçisi olarak gönderdi.

Bu kabile, Mekke civarında Tihame çölünde yaşıyan Kahtan kabilelerindendi. İki Cihan Güneşi Efendimiz onlara İslâm’ın güzelliklerini anlatması için Ma’kıl ibni Sinan radıyallahu anh’ı görevlendirdi. Bir tebliğ eri olarak onlara İslâm’ı anlatıp son dine dâvet etmesini istedi.

Ma’kil ibni Sinan radıyallahu anh, savaş meydanlarında bir sancaktar olarak da hizmet etti. Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz ona Mekke’nin fethinde kabilesinin sancağını taşımak üzere görev verdi. (İsâbe, VI, 143-144)

O, fetihten sonra bir müddet orada kaldı, ardından Medine’ye döndü. Kaynaklarda bir süre Kûfe’de kaldığı, Hazreti Ömer radıyallahu anh döneminde tekrar Medine’ye gelip yerleştiği kaydedilmektedir.

Ma’kıl ibni Sinan radıyallahu anh, cesaret ve şecaatiyle tanınırdı. Fazilet ve takva sahibi bir gençti. Bir tebliğ eri olarak o, doğru bildiği konuda hiç geri adım atmaz ve hiç kimseden çekinmezdi. Bildiği şeyi mutlaka söyler, susmazdı. Harre Vakası’nda şehid oldu. (İstîâb, III, 1431-1432)

KADININ KOCASI ÜZERİNDEKİ İLK HAKKI

O, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den bir hadis-i şerif rivayet etmiştir. Bu hadis, Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Nesâî’nin es-Sünen’lerinde yer almıştır. Şöyle nakledilmiştir:

“-Bir adam Abdullah ibni Mes’ud radıyallahu anh’a geldi ve bir soru sordu. Dedi ki:

“-Mihri belirlenmeden evlenen bir adam, hanımıyla halvet olmadan, münasebette bulunmadan ölse durumu ne olur?”

Abdullah ibni Mes’ud radıyallahu anh: “Kadının mihr hakkı vardır. O bölgedeki ortalama mihir neyse o miktar verilir. Kadına zarar verilmez ve ona zulmedilmez. Kadın ıddetini bekler ve mirastan hakkını alır” diye cevab verdi. O mecliste bulunan Ma’kıl ibni Sinan el-Eşcaî radıyallahu anh ayağa kalktı ve Efendimiz’den duyduğu şu hadis-i şerifi nakletti:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizim kabilemizden Bervâ binti Vâsik’ın hanımı hakkında aynen böyle hüküm verdi” dedi. (Ebû Dâvûd, No: 2114; Tirmizî, no: 1145)

Abdullah ibni Mes’ud radıyallahu anh bu cevabdan çok memnun oldu. Bu hadisi duyduğu için çok sevindi. Bu hâdise kitablarda “Kıssatu Bervâ” diye meşhur olmuştur. (Üsdü’l-ğâbe, V, 221)

Allah onlardan razı olsun. Rabbimiz cümlemize Ma’kıl ibni Sinan radıyallahu anh’ın cesaretinden, fazilet ve takvasından hisseler alabilmeyi ve şefaatlerine erebilmeyi nasib eylesin. Âmin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365, Ağustos 2016

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.