Makam Sahibi Mütevâzı Olacak
Makam sahibi nasıl bir tutum içinde olmalıdır? Makamı nasıl görmeli ve ona uygun nasıl davranmalıdır? Makam sahiplerinin dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir?
Rahmet makama yansıması… En yüksek makam, Resûlullah Efendimiz’in makamı; en büyük tevazunun zirvesi de Resûlullah Efendimiz’dedir. Kişinin bulunduğu makam, kibirlenmek için değil; adalet tevzi etmek, hizmet ve merhamet tevzi etmek için bir nimet bilinmelidir. Makamı, insanların hayrına kullanabilmek gerekir. Bu makam, zenginlerin yanında fakir ve muhtaçların da hiç çekinmeden ihtiyacını arz edebileceği bir makam olmalıdır. Makam sahibi mütevazı olmalıdır.
Hz. Ebûbekir radıyallâhu anh hutbeye çıktı, halife oldu. Ne büyük bir tevazu ile: “En hayırlınız ben değilim; fakat başınıza halife seçildim. Eğer bende bir hata görürseniz beni ikaz edin.” buyurdu. Hz. Ömer radıyallâhu anh da aynı şekilde halife olunca aynı şeyleri söyledi. Bu sefer çölden gelmiş biri kılıcını çekti: “Ey Ömer! Sen yamulursan, biz seni bu kılıcımızla doğrulturuz.” dedi. Ömer kızmadı, “Elhamdülillah yâ Rabbi! Beni doğrultacak bir cemaat var.” dedi.
Ömer bin Abdülaziz, sütçü kadının torunu, Emevî halifesi… Hep derdindeydi: “Yarın Allah bana sorarsa; fakirler, garipler, ulaşamadığım kimseler, yetimler, öksüzler, uzak diyarlardakiler için ne yaparım?” derdi. Hanımı Fâtıma diyor ki: “Öyle ağlardı ki ben bakamazdım, üzerine çarşaf atardım. Sanki sudan çıkmış bir kuş gibi çırpınırdı.”
Yine Fatih Sultan Mehmet Han, bir Hristiyan mimarla mahkemeye çıkıyor. İstanbul’u fethediyor, çok büyük bir ilahî mükâfata nail oluyor, Resûlullah Efendimiz’in tebriğine nail oluyor. On sene sonra Bosna’da zulüm var diye oraya gidiyor; oranın halkı Müslüman oluyor. Oradan İşkodra’ya, Arnavutluk’a gidiyor; onun halkı da Müslüman oluyor. Elli yaşında vefat ediyor. Demek ki bir mümin hizmeti arayacak.
Yavuz Sultan Selim Mısır’ı aldı. O zaman Müslümanlar İspanya’da zulüm altındaydı. “Keşke gücüm olsa da Afrika’nın kuzeyinden İspanya’ya çıksam, oradan Anadolu’ya dönsem, oradan Avrupa’ya geçsem…” dedi. Bu, bir Müslümanın ufkudur.
Kanuni Sultan Süleyman yetmiş küsur yaşında harp meydanında, Zigetvar’da vefat etti. Demek ki bir Müslüman ufuklu olsa, “Ben Allah için ne yapabilirim?” der. Makam ve mevkiyi Allah için kullanabilmek gerekir.
Birinci Abdülhamid Han zamanında Özü Kalesi kaybedildi. Haber gelince felç geldi: “Eyvah!” dedi, “Askerim yandı, halkım harap oldu.” dedi.
Hazreti Ali’nin valilere gönderdiği emirnamesinde şu ifadeler vardır: “İnsanlara canavarın sürüye bakması gibi bakma. Onlara kalbinde sevgi, merhamet ve iyilik duyguları besle. Çünkü istisnasız bütün insanlar ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir. İnsanlar hata edebilir, başına iş gelebilir; düşeni elinden tut. Kendin için Allah’ın affını istiyorsan sen de insanları affet. Onları hoşgör ve bağışla. Allah’a karşı asla isyan etme, öf deme. Affından dolayı asla pişmanlık duyma, verdiğin cezadan dolayı da asla sevinme.”
İslâm, ne kadar büyük ve ince bir zarafet...











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!