Kur’an’da Kâinatın Mükemmel Uyumu: Gökler Direksiz Nasıl Yaratıldı?

Kur’an’da göklerin direksiz yaratılışı ve yerçekimi kanunu nasıl açıklanıyor? Kâinattaki kusursuz denge, uyum ve ilahi kudretin delillerini öğrenin.

Allah Teâlâ gökleri direksiz yarattığını bildirir.

KUR’AN’A GÖRE GÖKLERİN DİREKSİZ YARATILIŞI

Lokmân sûresinde şöyle buyurur:

“Allah, gökleri -gördüğünüz gibidireksiz yaratmış, sizi sarsmasın diye yeryüzüne sâbit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir. İşte bu, Allah’ın yaratışıdır. O’ndan başkasının ne yarattığını Bana gösterin. Hayır; gösteremezler, zâlimler apaçık sapıklık içindedir.” (Lokmân, 31/10-11)

Bu âyette Yüce Allah, gökteki cisimlerin her birinin kendine mahsus bir yörüngesinin bulunduğunu; yer çekimi ve merkezkaç kanunlarıyla denge ve düzen sağladığını belirtiyor. Cisimler arasında görünürde bir bağlantı olmadığını, boşlukta durabilmeleri için altlarına bir direk ve destek konulmadığını bildiriyor. Bu, bizim anlayışımıza göre bir anlatımdır.

Göklerin görülür bir direği olmaksızın yaratılmasından ve gökleri tutup gök cisimlerinin birbirlerine çarpmasını önleyen mânevî bir direğin bulunmasından maksad, “çekim kanunu”dur. Böylece milyarlarca yıldızın tam bir uyum ve düzen içinde durduğu bildiriliyor. Şüphesiz yıldızlar ve gezegenler arasında çekim kuvvetiyle bir bütünlük meydana getiren, kâinata bu kanunları koyan, Yüce Allah’tır. Isaac Newton (1642-1727) tarafından çekim kanununun keşfedilmesiyle bu âyetlerin anlamı daha iyi anlaşılır olmuştur.

Yüce Allah Ra’d sûresinde şöyle buyurur:

“Allah, görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş üzerine istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirendir. (Bunların) her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için (mahlûkât ile ilgili) işi düzenleyip âyetleri açıklayandır.” (Ra’d, 13/2)

Bizim anlayışımıza göre bir cisim boşlukta duramaz, mutlaka bir yere dayanması, bağlanması gerekir. Yüce Allah, bizim bu anlayışımıza göre gökleri direksiz yükselttiğini bildirerek kudretini açıklıyor. Kur’ân, bu ifâde ile yerçekimi kanununu hatırlatıyor. Nasıl Allah’ın dünyaya koyduğu yerçekimi kanunu sayesinde cisimler düşmeden yerde durabiliyorsa, güneşin çekim kanunu sayesinde de gökteki cisimler (güneş sistemindeki dünya, ay ve yıldızlar) düşmeden yörüngelerinde durabiliyorlar.

Uzaya serpilen milyarlarca yıldız, Allah’ın koyduğu çekim kanunu sayesinde boşlukta durabilmektedir. İşte gök cisimlerinin direksiz durmasının anlamı budur. Şüphesiz ki kâinattaki düzeni ve dengeyi sağlayan bu kanunlar, bunların yaratıcısı Allah’ın varlığını, birliğini, kudretinin büyüklüğünü isbât etmektedir.24

Ama Allah’ın güneşi ve ayı belli kanunlara bağlayıp emire baş eğdirmesi belirli bir süreye kadardır. O belli süre ise, Kıyâmettir. Kıyâmetin kopmasıyla kâinattaki bu düzen bozulacak, güneş yörüngesinden çıkacak, dünya savrulacak, her şey alt üst olacak; toplu bir yok oluştan sonra tekrar yeni bir düzen kurulacaktır.

KUR’AN’A GÖRE KÂİNATIN HAK İLE YARATILIŞI

Kur’ân’da birçok âyette Allah Teâlâ, gökleri ve yeri gerçek olarak yarattığını bildirir.25

En’âm sûresinde şöyle buyurur:

“O (Allah) gökleri ve yeri hak ile (gerçek olarak) yarattı, “Ol” dediği gün oluverir..” (En’âm, 6/73) Yüce Allah, yarattığı her şeyi belli bir plân ve programa göre yaratmıştır. Pek mükemmel bir yapının, eserin kendiliğinden, tesâdüfen meydana geldiğini söylemek mümkün değildir. Bir yapının, eserin mükemmelliği, onu yapanın akıl, bilgi, beceri, ustalık ve gücüne delâlet eder. Göklerin ve yerin yaratılması da, onu yaratan Yüce Yaratıcı’nın bilgisinin, kudretinin sonsuzluğunu göstermektedir. Her şeyin belli ölçü ve kanunlara göre yaratılması, Yaratıcı Kudretin büyüklüğüne delildir. Bunlar, hak ile yaratılmıştır. Hak; ölçü, hesap, plân, program, denge ve düzendir.

Gökleri ve yeri yaratan Allah, aynı zamanda bunları yıkılmaktan ve düşmekten de korur. Bu hususta Fâtır sûresinde şöyle buyrulur:

“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, nizâmları bozulmasın diye tutuyor. And olsun ki onların nizâmı eğer bir bozulursa, kendisinden sonra hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır.” (Fâtır, 35/41)

Hacc sûresinde de şöyle buyurur:

“Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri (kanunu) uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de, kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Hacc, 22/65) Yüce Allah, bu âyetlerde, insanların akıl ve vicdanlarına hitap ederek onları çok mühim bir husus üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Gökleri ve yeri yaratan ve onlara yerçekimi ve merkezkaç kanunlarını koyarak uzay boşluğunda düşmeden durma özelliği veren, Allahtır. Uzayda konuldukları yörüngeden sapmadan hareket eden gök cisimlerine uygulanan bu çekim kanunları kaldırılırsa kim onları tutabilir? İşte bu gerçeği anlayan insan, Yüce Yaratıcı’nın varlığını ve kudretini kavrayarak O’na kulluk vazifesini yapar.

Böyle sonsuz bir güç ve irâdenin sahibi Yüce Yaratıcı’yı bir tarafa bırakıp da hiçbir güce sahip olmayan âciz, zayıf, zavallı yaratıkları ilâh yerine koymak kadar büyük bir gaflet ve dalâlet olabilir mi?

GÖKLERİN KUSURSUZ TASARIMI VE ÂYETLER IŞIĞINDA İLAHİ TEFEKKÜR

Yüce Allah gökleri ve yeri çok mükemmel bir şekilde yarattığını, bunlara koyduğu kanunların hiç değişmediğini insanlara haber veriyor. Kâf sûresinde şöyle buyuruyor:

“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl binâ ettik ve süsledik? Onda hiç bir yarık (çatlak) da yoktur. Yeryüzünü de döşedik ve ona sâbit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik.” (Kâf, 50/6-7)

Gökyüzündeki yıldızlar sağlam fiziksel kanunlarla düzenlenmiş ve kesin ölçülere göre dengelenmiştir. Bir yıldız bir diğerinin sınırına, yörüngesine geçmez. Her yıldız kendine ait yörüngede yürür. Yüce Allah gökyüzünü yaratışının mükemmelliğine dikkat çekerek gökte bir yarığın, çatlağın, dengesizliğin, uyumsuzluğun, düzensizliğin, başıbozukluğun olmadığını bildiriyor.

Aynı husus Mülk sûresinde, çok daha çarpıcı şekilde şöyle ifâde ediliyor:

“O (Allah), yedi ğöğü tıpatıp uyum halinde yaratmıştır. Sen, Rahmân’ın yarattığında hiçbir düzensizlik, uyumsuzluk göremezsin. Gözünü bir çevir de bak, acaba bir çatlak, bir bozukluk görebilir misin? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak, gözün yorgun-bitkin hâlde alçalmış olarak sana döner. And olsun ki Biz, dünya göğünü (en yakın göğü) kandillerle süsledik; onları şeytanlara atılacak şeyler yaptık ve onlara alevli ateş azâbını hazırladık.” (Mülk, 67/3-5)

Bu âyetlerdeki ifâdeler gerçekten çok dikkat çekicidir. Yüce Allah, göklerde bir uyumsuzluk, çatlaklık, düzensizlik olmadığını bildirirken insanın tekrar tekrar gözünü göğe çevirip bakmasını istiyor. Ama tekrar tekrar bakıldığı hâlde hiç bir eksikliğin, bozukluğun, düzensizliğin, çatlağın, yarığın olmadığının görüleceği bildiriliyor. Böylece Yüce Allah, yaratıcılığının mükemmelliğini kullarına hatırlatıyor. İlim adamlarına da göklerle ilgili çalışmalarını derinleştirmelerini bildiriyor.

Bu bakış sadece çıplak gözle bakmaktan ibaret değildir. Bu, “zamanın elverdiği her türlü gözlem âletleriyle gökyüzünü inceleyin, eğer gökyüzüne gitme imkânınız varsa gidin, görün, inceleyin, araştırın, ama gökte bir çatlak, bir yarık, bir bozukluk, bir düzensizlik, bir dengesizlik… bulamazsınız, bulamayacaksınız” demektir. Allah Teâlâ, bütün gökleri öyle mükemmel bir düzenle yaratmıştır ki göklerin incelenmesi onlardaki mükemmelliği görmeye ve bunun yaratıcısının ilminin, irâdesinin, gücünün büyüklüğünü anlamaya yarar. Gökyüzündeki âhenk, uyum, düzen insafla bakan ve inceleyenleri mutlaka Yüce Yaratıcı’nın varlığına inanmaya götürür. İnsanların gökyüzünü tekrar tekrar incelemeleri sonucunda bir kusur, eksiklik, uyumsuzluk görememeleri Yaratıcı’nın ilim ve kudretine delildir.

Göklerin yaratılışının mükemmelliği karşısında, akıl ve vicdan sahibi âlimlerin hayranlıklarını ifâde edeceklerini Kur’ân şöyle açıklıyor:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır. Onlar ayakta, otururken, yan yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: “Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın! Sen münezzehsin. Bizi ateşin azâbından koru!” derler.” (Âl-i İmrân, 3/190-191).

Dipnotlar:

  1. Celal Yıldırım, a.g.e., VI,3024.
  2. En’âm, 6/73; İbrâhîm, 14/19; Hıcr, 15/85; Nahl, 16/3; Ankebût, 29/44; Rûm, 30/8; Sâd, 39/5; Câsiye, 45/22; Ahkâf, 46/3; Teğâbün, 64/3.

Kaynak: Prof. Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

GÖKLER NASIL YARATILDI?

Gökler Nasıl Yaratıldı?

EVRENİN HAYRETE DÜŞÜREN SIRLARI

Evrenin Hayrete Düşüren Sırları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle