Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Engelliler Kimlerdir?
Kur’ân-ı Kerîm’e göre engelliler kimlerdir?
Kur’ân-ı Kerîm, fizîksel anlamdaki engellilik durumundan çokça bahsetmez. İslâm’a göre asıl engelli olanlar; Allâh’ın yarattığı Muazzam gerçekleri görmeyen, aklını dîne ve hikmete kapatan, hevâ ve hevesinin peşine takılıp giden, âhireti düşünmeden câhilce hareket eden kimselerdir.
KUR’ÂN-I KERÎM’DE ENGELLİ OLARAK VASFEDİLENLER
Kur’ân-ı Kerîm’de engelli olarak vasfedilenler, fizîkî olarak engelli olanlar değil, gerçeği göremeyen, Allâh’ı, Peygamber’i, Kitâb’ı tanımayan ve onların yolunda bir hayât yaşamayanlardır. Cenâb-ı Allâh bu gerçeği şu şekilde ifâde etmektedir:
“…Onların kalpleri vardır, onunla gerçeği anlamazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler…”[1]
Kur’ân’ın ifâdesiyle kör olan gözler değil, gönüllerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de bahsedilen körlük; insânın gerçekleri görememesi yâni “kalp körlüğü”dür. Sağırlık; ilâhî gerçeklere kulak tıkamaktır. Dilsizlik ise gerçekleri söylememektir.
Gerçeklere gözlerini kapamış olanlar, kulaklarını ve gönüllerini Allâh’a ve peygambere açmadıkça ilâhî hakîkatleri anlayıp göremezler.[2] Yüce Allâh (c.c) şöyle buyurur:
“… (Onlar) sağır, dilsiz ve körlerdir. Artık (Hakka) dönmezler.”[3]
“… Onlar (mânen) sağırdırlar (gerçekleri duymazlar), dilsizdirler (doğruları konuşmazlar), kördürler (hakîkati görmezler). Bundan dolayı akletmezler.”[4]
“Sen körleri sapıklıklarından vazgeçirip yola getiremezsin ...”[5]
Duyu organlarında fizîken körlük ve sağırlık olduğu gibi, kişinin mâneviyatında hakkı ve gerçeği anlamama bakımından körlük ve sağırlık söz konusu olabilmektedir. Kur’ân’ı Kerîm’de, Nûh’un (a.s) kavmi için “Muhakkak, onlar kör bir kavimdi”[6] diye bahsedilmesi, onların basîretlerindeki körlükten kaynaklanmaktadır. Onlar, Hakk’ı gösteren delil ve burhanlara rağmen doğruyu görmek istememişler, kör davranmışlardır.
Âlemlerin Rabbi olan Allâh, yeryüzünü gezip de ibret almayanların ve Hakk’ı ve hakîkatı bulamayanların kör ve sağır olduklarını bildirmektedir:
“Hiç yeryüzünü dolaşmadılar mı? Zîrâ dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki; gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur!”[7]
Allâhü Teâlâ, inkâr edip isyân edenleri kör ve sağırlara, îmân edip sâlih amel işleyenleri ise işiten ve gören insânlara benzetmektedir:
“Bu iki zümrenin (mü’minlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hâli hiç eşit olur mu? Hâlâ ibret almıyor musunuz?”[8]
Yüce Allâh, fizîksel olarak dilsiz olup âciz olan bir insânı da şöyle örnek vermektedir:
“Allâh, (şöyle) iki adamı mîsâl verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sâdece bir yüktür. Nereye göndersen olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adâlet ile emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?”[9]
Kâfirler, ilâhî gerçekleri duymamakta ısrâr etmektedirler:
“… İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’ân onlara kapalıdır. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur’ân'da ne söylendiğini anlamıyorlar.)”[10] Artık bu kimselerin kulaklarına hak söz girmez, Peygamber de onlara gerçeği duyuramaz, çünkü bunlar, akıllarını da kullanmazlar:
“… Sağırlara hele akıllarını da kullanmıyorlarsa gerçeği sen mi duyuracaksın?”[11]
Cezâ gününün yegâne sâhibi olan Rabbimiz, bu dünyâda doğru yolu bulamayıp, gerçeklere sırt çevirenleri, âhiret hayâtında kör, dilsiz ve sağır olarak dirilteceğini bildirmektedir:
“… Ve biz, o kâfirleri kıyâmet günü kör, dilsiz ve sağır oldukları hâlde, yüzleri üstü sürünerek haşredeceğiz...”[12]
“… Kim bu dünyâda kör olursa o âhirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.”[13]
Abdullah ibn Abbâs (r.a), âhiretteki körlüğü, kâfirlerin orada kendilerini sevindirecek şeyleri görmemeleri; dilsizliği, âciz kalıp konuşamamaları; sağırlığı, kendilerini sevindirecek şeyleri duymamaları şeklinde yorumlamıştır.[14]
Sorumluluklarını yerine getirdiği oranda insân yücelir. Kendisine tevdî edilen emânetlere riâyet ettiği ve yükümlülüklerini yerine getirdiği sürece üstün/değerli olma vasfını kazanır.[15]
Dipnotlar:
[1] A’râf: 7/179.
[2] Karagöz, İsmail; Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler, s. 24.
[3] Bakara: 2/18.
[4] Bakara: 2/171.
[5] Neml: 27/81; Rûm: 30/53.
[6] A’râf: 7/64.
[7] Hac: 22/46. Benzer âyetler için bakınız: Bakara: 2/18, 171; Mâide: 5/71; En’âm: 6/39; Enfâl: 8/22; Yûnus: 10/42; Enbiyâ: 21/45; Furkân: 25/73; Neml: 27/80; Rûm: 30/52; Zuhruf: 43/40; Muhammed: 47/23.
[8] Hûd: 11/24.
[9] Nahl: 16/76.
[10] Fussilet: 41/ 44.
[11] Yûnus: 10/42, Zuhruf: 43/40.
[12] İsrâ: 17/97.
[13] İsrâ: 17/72.
[14] Taberî, IX, 15/168.
[15] Sancaklı, Saffet; Hz. Peygamber’in Engellilere Karşı Bakış Açısının Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!