Korona Yılının Ardından Dünya Jeopolitiği

Her anlamda oldukça sancılı geçen bir yıl geride kaldı. Sağlıktan, ekonomiye, jeopolitik gerilimlerden iklim değişikliğine ve tükenen dünya kaynaklarının neden olduğu olumsuz sonuçlara varıncaya kadar birçok problemle sınanan dünyayı 2021’de neler bekliyor peki? Dünyanın hal-i pür melali nice olacak? Gidişat toparlanmaya ve daha iyiye doğru mu, yoksa gelen yıl giden yılı aratacak mı?

2020’de ön plana çıkan kimi gelişmelerin genel bir değerlendirmesini ve 2021’in ne getirip ne götüreceğine ilişkin beklentileri, öngörüleri yerimiz ölçüsünde değerlendirelim istiyoruz.

Kuşkusuz doğusundan batısına, küresel çapta 2020 yılında en çok konuştuğumuz konu Covid 19 oldu. Çin’in Vuhan kentinde Aralık 2019’da patlak verdiğinde bir virüsün, dünyayı bu denli esir alacağını açıkçası kimse beklemiyordu. Yılın sonuna gelindiğinde iki milyona yakın insanı hayattan koparan virüs tüm teknolojik gelişmişliğine rağmen insanoğluna acizliğini hatırlattı.

Ya Aşılar Çipli ise!

2020’ye damgasını vuran yeni tip koronavirüs pandemisi 2021’de de gündemin bir numaralı konusu olmaya aday. Hemen hemen tüm sağlık otoriteleri salgının sona ermesi için aşıyı tek çare olarak görürken aşılara ilişkin oluşturulmaya çalışılan olumsuz algı ve dezenformasyon salgının ortadan kaldırılmasının önündeki en büyük engellerden biri olacak gibi duruyor.

Salgının planlı olduğu, Covid-19 aşısı yaptıranlara çip yerleştirileceği, salgınla mücadele adı altında ulusal hakimiyetin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı, küresel diktatörlüğe doğru gidildiği, sosyo-ekonomik sistemin sıfırlanmaya çalışıldığı gibi komplo teorileri küresel çapta önemli bir çevre tarafından satın alınmış bulunuyor.

Aşıya karşı bu mesafeli yaklaşımın yanı sıra virüsün mutasyona uğradığı ve yüzde yetmiş daha hızla yayıldığı yönündeki haberler göz önüne alındığında, 2020’yi Korona Yılı olarak geçiren dünya 2021’de de gündemi belirlemeye devam edecek gibi gözüküyor. Velhasıl, daha aylarca korona ile yaşamayı ya öğreneceğiz ya öğreneceğiz!

Türkiye ve Batı Dünyasının Hazım Problemi

Evet, Covid 19 salgını kadar değil belki ama 2020’de dünyanın en çok konuştuğu konulardan bir diğeri, Türkiye’nin jeopolitik hamleleri oldu. Türkiye’nin Irak-Suriye sınır hattı boyunca bir terör devleti, bir ikinci İsrail kurulma projesinin önüne geçen Türkiye, Libya’da ise birçok bölgesel ve küresel güçlerin emellerini tek başına boşa çıkarttı.

Emperyalist çevrelerin ve onların uydularının bütün tehditlerine rağmen Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini yedirtmeyeceği konusundaki kararlılığını ortaya koydu.

Azerbaycan’ın 30 yıllık Ermeni işgalini sonlandırmasında en büyük paylardan biri Azerbaycan ordusu kadar Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi ve askeri desteğe bağlandı. AB Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ifadelerine yansıdığı gibi dikkate alınması gereken bölgesel güç haline gelen” Türkiye’nin dengeleri değiştiren başarılı hamleleri emperyalist çevrelerde çok ciddi bir hazım problemini de beraberinde getirdi.

Yaptırımlar; Maksat Üzüm Yemek Değil Bağcıyı Dövmek

Bu hazım problemi hem AB’yi hem de ABD’yi bir dış politika enstrümanı haline getirdikleri yaptırımlar yoluyla Türkiye’yi sözüm ona te’dip etmeye sevk etti. ABD Başkanı Donald Trump’ın giderayak CAATSA, yani ABD’nin “Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası” kapsamında, Türkiye’ye yaptırımlar uygulanmasının önünü açması öyle söylendiği gibi Ruslardan alınan S-400 hava savunma sistemlerinin NATO’un güvenliğini risk atmasıyla ilintili değildi. Tamamen siyasi nedenleri olan bir karardı. Bu siyasi nedenlerin başında da ifade ettiğimiz gibi Türkiye’nin başta savunma sanayisi olmak üzere güçlenmesi, bölgesindeki askeri aktivizmi, bağımsız bir politika izlemesi gibi Batı emperyalizminin kontrolünde bir ülke olmaktan çıkması geliyordu.

Türkiye de Batı da Yol Ayrımında

ABD Eski Suriye Temsilcisi James Jaffrey; Erdoğan büyük ülkelerin liderleri gibi düşünüyor. Boşlukları ve onları dolduracak hamleleri görüyor. Biden, onunla bu temelde hareket etmelidir. Obama’nın zihniyetine dönersek Ortadoğu’yu kaybedebiliriz. “Türkiye’nin 8 ayda neler yaptığına bir bakın: İdlib, Libya, Karabağ... Ruslar ve müttefikleri her üçünde de kaybedenlerdi.”

İsrailli The Jerusalem Post’ta kaleme aldığı yazısında Christopher Miller, Biden’e Türkiye’den neden vazgeçmemesi gerektiğini şu ifadelerle anlatıyor: “ABD, Türkiye’nin Batı’ya daha fazla yabancılaşmamasını sağlamalı. Ankara’ya aşırı baskı, iki ülke ilişkilerindeki bazı noktaları tetikleyebilir ve Erdoğan’ı İran, Rusya ve Çin’e doğru itebilir. Türkiye ile iyi ilişkiler, Amerika’nın stratejik hedefleri açısından da önemli etkileri olacaktır. Türkiye ekonomik olarak üç kıtayı kapsıyor ve başta ticaret olmak üzere her alanda bir köprü olarak önemli rol oynuyor.”

Suriye, Libya, Ukrayna ve son olarak Kafkasya gibi birçok kriz alanlarında Türkiye ile farklı cephelerde yer alan Rusya ve onun lideri Putin’in de söylem ve eylemleriyle Türkiye’yi kaybetmemek için yoğun bir çaba sarf ettiğini not edelim.

Tüm bu yaklaşımlar Türkiye’nin artık öyle kolay göz ardı edilebilecek bir ülke olmadığını gösteriyor. Uluslararası sistemde liderliği ve hegemonyası uzun zamandan beri sarsılmaya başlayan ABD’nin yeni yönetimi ve krizlerle mücadele eden Avrupa Birliği, şayet benimsedikleri yaptırımlarla “Türkiye’yi yola getirmek” stratejisini sürdürme ve derinleştirme kararı alırsa, evet bunun Türkiye’nin canını yakacak yönü olacaktır. Ancak Türkiye’ye kesilen bu faturanın kendilerine yansıyan bölümünün olacağının da farkındalar. Bu yüzden hem ABD’nin hem AB’nin daha rasyonel bir politika izleyecekleri öngörülmektedir. Onların kaybedecekleri Türkiye’nin kaybedeceğinden daha az olmayacaktır çünkü.

Ne Oldu Paşinyan!

Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ’da elde ettiği zaferin ardından Cumhurbaşkanı Aliyev’in Ermenistan Başbakanı Paşinyan’a yönelik kullandığı “Ne oldu Paşinyan” sözleri, en fazla konuşulan ifadelerden oldu.

-Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılmasının en önemli kazanımlarından biri ise Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ zaferinin bir parçası olarak kurulacak Nahçıvan koridoru oldu. Bu koridor Türkiye ile Orta Asya arasında yeni bir jeopolitik devrin ve ekonomik dünyanın kapısının açılmasını sağlayacak. Kara ve demiryolu Türkiye’nin ticaret ağındaki önemi ve payını artacak. Türkiye’yi dev bir lojistik merkezine getirecek.

-Öte yandan Kafkaslardaki statükonun bozulmasına en çok bozulan ise, yıllar boyu Ermenistan’ı destekleyen İran oldu. Yılın sonunda Erdoğan’ın okuduğu şiir yüzünden, İranlı siyasilerin ve İran medyasının Türkiye’yi dillerine dolamasının asıl nedeni Türkiye ve Azerbaycan lehine ortaya çıkan bu yeni durumdu.

- İran’ın ülke dışındaki askeri-istihbari operasyonlarından sorumlu Kudüs Gücü’nün komutanlığını yürüten Kasım Süleymani’nin yılın hemen başında ABD tarafından öldürülmesinin ardından, “İran’ın askeri nükleer programının babası” olarak nitelendiren Muhsin Fahrizade’nin Kasım ayında suikasta kurban gitmesi, 2020’in kritik olayları tarihe geçti. İran’ın üst üste aldığı bu darbelere karşılık verememesi, bölgesel güç olarak zayıfladığın işareti olarak okundu.

Yüzyılın Anlaşmasından Yüzyılın Zilletine

BAE ve Bahreyn ile başlayan, Sudan ve Fas ile devam eden Arap ülkelerinin, işgal devleti İsrail ile normalleşme anlaşmaları ve bu süreçlere ilişkin televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler ve duyduklarımız 2020 yılında İslam dünyası olarak Müslüman ülke yönetimlerinin düştüğü zillet karşısında en çok öfkelendiğimiz anlar olarak tarihe geçti.

Bahreynli Gazeteci Emced Taha artık adları “Siyonist Araplara” çıkan Körfezin yöneticilerini şöyle savunuyordu: “Kimse Siyonist diyerek bizi susturmasın. Siyonist olmak; inşa etmek, geliştirmek ve insanlara neşe getirmek anlamına geliyorsa, o zaman hepimiz öyleyiz.”

Arap sokağından kendilerine yönelik eleştirilere karşı amiyane ifadeyle ne denli kaşarlanmış olduklarını gösteren bu ifadelerin de ötesine geçti Körfezin Siyonistlerinin yapıp ettikleri. Aynı gazetecinin çok geçmeden işgalcilerin Ağlama Duvarı dedikleri Burak Duvarında, Yahudi ayininde boy göstermesi bu çevrelerin gerçekten de Siyonist olmaktan yüksünmediklerini gösterdi. Siyonist olmayı o derece içlerine sindirmişlerdi ki İsrail’in yasadışı yerleşimlerini destekleyen ticari anlaşmalarının yanı sıra askerî işgal rejimini sübvanse ederek Filistinlilere zarar verme noktasına kadar vardırdılar Filistin davasına ihanetlerini.

Mısır’daki İnsan Hakları İhlalleri ve Batı’nın Samimiyetsizliği

2013 yılında Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarını kanlı bir darbe ile deviren darbeci Sisi yönetimi tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi 2020 yılında da yine insan hakları ihlalleri ve zulümleriyle gündemdeydi.

Kanlı yönetimine karşı protesto gösterileri için sokaklara inen Mısırlılara gözdağı vermek için tutuklu 13 siyasi genç muhalifi idam eden Sisi’ye karşı dünyadan hiçbir ses yükselmedi. Ancak enteresandır, darbeyle yönetimi ele geçirmesine, seçilmiş ilk cumhurbaşkanının hapishane de ölümüne neden olmasına ses çıkartmayan, siyasi muhalifleri idam etmesine hapishanelerdeki on binlerce mahkûmun son derece kötü şartlarda tutulmasına kör olan Avrupa Birliği, Mısırlı güvenlik güçlerin elinde ölen bir Batılı bir genç olunca ancak uyanabildi. Mısır’daki insan hakları ihlalleri o zaman aklına geldi ve yaptırım çağrısında bulundu.

Çakma Napolyon’un Türkiye Takıntısı Zirve Yaptı

- 2020 yılında Türkiye’ye karşı en hasmane politika izleyen ülkeler listesi ve liderleri yapılsa bu listenin başına Fransa’yı ve onun “Çakma Napolyon” lakaplı lideri Emmanuel Macron’u yazmak gerekiyor. Peki, Macron’un bu düşmanlığının sebeb-i hikmeti neydi?

İçerde kaybeden Macron, yıpranan imajını dış politikayla düzeltmeyi denedi. Suriye’de, Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Dağlık Karabağ’da ve nüfuzunun erimeye başladığı Afrika’da yani Fransa’nın hinterlandı kabul edilen coğrafyalardaki krizlerde “Siyasal İslamcı” diye etiketledikleri Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin karşısında yer alan cephenin, en agresif sözcüsü oldu. “Siyasal İslamcı” Erdoğan’ı hedef alarak içeride aşırı sağcılarla birlikte yükselişe geçen İslamofobik dalgadan istifade edeceğini düşünmüştü. Ama uluslararası kimi çevrelerin de katkı sunduğu “Siyasal İslamcı” Erdoğan ve Türkiye’ye karşı yürütülen savaşta tüm cephelerde kaybeden oldu.

Dışarıda, Türkiye’ye karşı kaybeden Macron, daha da erimeye başlayan imajını toparlamak için bu sefer içeride yürüttüğü yabancı ve İslam karşıtlığı politikasını derinleştirdi. Bu kapsamda, imamların camilerde İslam coğrafyasındaki mazlumlar için dua etmeleri cami kapatma gerekçesi yapıldı. Okullarda Peygamber Efendimize hakaret içeren karikatürleri fikir özgürlüğü kapsamında görmeyen Müslüman öğrencilerin aileleriyle yurt dışı edileceğini duyurdu. Ve daha nice faşist uygulama ile Müslümanlara yönelik baskıyı artırdı.

2020 Yılının Yıldızı; Türk SİHALARI

2020’de dünyanın yazılı, görsel ve sosyal medya mecralarında adından en çok bahsedilen bir diğer konu Türk SİHA’larının başarısıydı. Özellikle, Suriye’de, Libya’da ve Dağlık Karabağ’da Rus hava savunma sistemlerinin itibarını yerle bir eden, Rusların dünya silah pazarındaki payına büyük darbe indiren SİHA’lar 2020 yılının yıldızı parlayan ve savaşın dengelerini değiştiren silah olarak ön plana çıktı.

Eski ABD istihbarat subayı Scott Ritter meseleyi şöyle özetliyor: “Türkiye, askeri İHA sürüleri kullanarak savaşmanın yeni ölümcül şeklini mükemmelleştirdi. Gerçek şu ki, çoğu ülke, bir Türk ‘insansız hava aracı sürüsü’ ile karşı karşıya kalırsa pek iyi durumda olmayacaktır”.

2021’de Afrika’da Daha Çok Kaos Beklentisi

Afrika, özellikle Sahra Altı Afrika, 2021’in en sancılı gelişmelerine gebe bölgesi olarak gösteriliyor. Bu coğrafya, ekonomik imkânları ve jeostratejik konumuyla bölgesel ve küresel güçlerin rekabet alanı niteliğinde. Güvenlik boşlukları nedeniyle de küresel güçlerin aparatı haline gelen uluslararası terör örgütlerinin faaliyet alanı olarak görülüyor.

 Özellikle Irak ve Suriye’de faaliyet alanlarının daralmasının ardından Somali orjinli Eş-Şebab ve Nijerya orjinli Boko Haram gibi terör örgütlerinin 2020’nin sonlarında artan eylemlerinin 2021’de daha da artacağı öngörülüyor.

-Başta Somali olmak üzere bölgede artan nüfuzu sebebiyle Türkiye, burada da sömürgeci ülkelerin hedefinde bulunuyor. Bu anlamda Fransa yine başı çekiyor. İslam coğrafyasındaki her fitne taşının altından çıkan, “Siyasal İslam’la” mücadeleyi kendisine ana misyon edinen BAE de Fransa’nın ardından geliyor.

-Etiyopya’nın Nil Nehri’ne inşa ettiği ve bölge ülkeleri arasında krize neden olan Hedasi Barajı, Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında patlak verecek muhtemel bir savaşın nedeni olabilir. Hatta küresel iklim değişiklikleri küresel çaptaki güç mücadelesinin enerji kaynakları değil “sudan sebepler” yüzünden olacağını gösteriyor.

Kaynak: Dünya Gündemi, Altınoluk Dergisi, Ocak-2021, Sayı:419

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.