Nebîler, sıddîklar ve şehidlerle beraberlik vasfını kazanan gönlü hassas bir tüccar, etrafı için huzur ve berekete vesîle olurken, kendisi için de dünyevî ve uh
Îman, bir ışık kaynağına benzer. Nefsânî ve şeytânî rüzgârlar, bu ışığı söndürmek için ömür boyu her fırsatta esip dururlar. İşte ibadetler, bu menfî rüzgârlara
Bu dünyada insandan istenen şey, ibadet ve kulluktur. Nihâî hedef ise kalbî merhaleler katederek mârifetullâh’ı elde etmek, yani Cenâb-ı Hakk’ı kalben tanıyabil
Bilmelidir ki; nefsânî menfaat ve arzular; rûhumuza serpilen zehirlerdir. Her biri mânevî hayâtımıza vurulan zincirler mesâbesindedir. İlâhî ahlâka da ancak bu
Cehâlet, sözlükte bilmemek, tanımamak, haberi olmamak, kaba, katı, sert davranışlı olmak anlamlarına gelir. İlmin ve hilm’in zıddıdır. Bu sebeple olmalıdır ki “
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu Mevlîd-i Şerîf’in Nûr Bahri girişinde yer alan; "Hak Teâlâ çün yarattı Âdem’i Kıldı Âdem’le mü
İnsanı insan yapan asıl cevher, ahlâktır.
Dünya serî-üz zevâldir. Her gelen muayyen bir müddet yaşar. Bazısı genç, bazısı yaşlanmış bir şekilde ahirete intikal eder. Ne mutlu bu imtihanı verebilenlere..
Kulluk edebi; hatâ ve kusurları nefsinden, bütün muvaffakıyetleri ise Allah’tan bilmeyi gerektirir.
Bilgi edinmenin zorluklarını aşabilmek hayli zor. Hayata dair temel kazanımlar farklı biçimlerle insan tarafından öğrenilir. Çocuklukla başlayan bu sürece nihay