Kalpler Neden Katılaşır ve Hakikatten Uzaklaşır?
Kur’an ve hadisler ışığında kalbin önemi, kalplerin katılaşması, vicdanın zayıflaması ve iç dünyadaki değişimlerin toplumsal yansımaları ele alınıyor.
Birçok mucizeye şahit olmalarına, kendilerine pek çok vaaz ve nasihatte bulunulmasına rağmen hallerinde bir değişiklik olmayan, olaylardan ders ve ibret almayan Yahudilerle ilgili olarak Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur:
“Sonra kalpleriniz yine katılaştı, artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi vardır ki içinden ırmaklar fışkırır. Öyleleri de vardır ki çatlar da ondan su çıkar. Öylesi de vardır ki Allah korkusundan yukarıdan aşağıya yuvarlanır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara, 74).
Ehl-i Sünnet âlimlerine göre, cansız varlıkların da kendilerine mahsus ibadet, zikir ve tesbihleri vardır. İtaat ve korkuları söz konusudur.
“Biz Kur'an'ı bir dağa indirseydik, Allah korkusundan onu baş eğmiş, çatlamış görürdün.” (Haşr, 21)
“Aslında hiçbir şey yoktur ki, hamd ile Allah'ı tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız.” (İsra, 44)
KALBİN MANEVÎ HAYATTAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Kalplerin kuruyup katılaşması; gönlün Allah korkusu ve halka şefkatten yoksun kalması, insani duygulardan boşalması demektir. İslam düşüncesinde kalp, bütün vücuda yön veren, merkezî bir organ olarak görülür. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Dikkat edin, vücutta öyle bir et parçası vardır ki o düzgün olursa bütün vücut da düzgün olur. O bozulursa bütün vücut da bozulur. Dikkat edin, o kalptir.” (Buhari, İman, 30).
Her ne kadar kalp denince ilk bakışta kanı toplayıp bütün vücuda pompalayan organ akla gelse de, Kur'an-ı Kerim ve hadislerde kalbin; şuur, vicdan, idrak, duygu, akıl ve irade gücünün merkezi; bütün sezgi ve duygularımızın ve nihayet düşünme gücümüzün kaynağı oluşuna vurgu yapılır. Maddi hayatımızın merkez organı olan kalp, manevi hayatımıza da yön veren bir kaynaktır. Bu iki hayat alanı birbirinden ayrı düşünülemez.
Kalp; imanın ve küfrün, sevgi ve nefretin, cesaret ve korkaklığın, iyiliğin ve kötülüğün merkezi olduğu gibi; haset, gazap ve nefret gibi kötü duyguların da merkezidir. Ebu Hureyre radıyallâhu anh kalbi, ordusunun başındaki bir sultana benzeterek şöyle tasvir etmiştir:
“Kalp sultandır ve onun orduları vardır. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur. Sultan kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultanın habercileridir, gözler bekçileridir, dil tercümanıdır, eller kanatları, ayaklar postacılarıdır.”
Kalpte Rahman'ın Celal ve Cemali’ni hissedecek ümit ve korku duygularının bulunuşu, onu nazargah-ı ilahiye çevirir. Mevla insanların kalplerine nazar etmektedir.
“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34).
Ameller niyetlere göredir, niyet ise kalbin işidir. Hz. Peygamber'in en çok ettiği dua şuydu:
“Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım! Bizim kalbimizi dinin üzerine sabit kıl.” (Tirmizi, Deavat, 80).
KALPLERİN KATILAŞMASI VE MANEVÎ HASTALIKLAR
Üç şeye sahip olmak, bütün güzelliklere sahip olmak gibidir. Bunlar akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selimdir. Allah katında makbul olan, bozulmamış, kirlenmemiş kalbe sahip olmaktır.
“O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah'a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler fayda görür.” (Şuara, 88-89).
Kalpler günahlarla kirlenmezse parlak bir ayna gibi gerçekleri yansıtır. Kirlenirse yansıtma kabiliyetini kaybeder. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu hususu şöyle belirtir:
“Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip de tövbe ve istiğfar ettiği zaman kalbi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta arttırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar.
Allah'ın kitabında "Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları günahlar, kalplerini paslandırmıştır" diye anlattığı "pas" işte budur.” (Tirmizi, Tefsirul Kur'an, 8; Mutaffifin, 14).
Allah Resulü bir gün Ebu Zer'e şöyle buyurmuştur: “Zenginlik de fakirlik de kalptedir. Gönlü zengin olana dünyada karşılaştığı zorluklar zarar vermez. Kalbinde (mânevî bir) fakirlik bulunan kişiyi ise dünyadan nasiplendiği yığın yığın mal âbâd etmez. Bilakis bunlara bağlanıp pintilik etmesi nefsine zarar verir.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, II, 154).
Resulullah bize dört çeşit kalp olduğunu haber vermiştir. “Dört çeşit kalp vardır: Kandil gibi parıl parıl parlayan pürüzsüz kalp, kılıflara sarılmış kalp, tersine dönmüş kalp, sadece dış yüzeyden ibaret kalp.
Pırıl pırıl parlayan kalp, müminin kalbidir. Onun kandilinde nur asla eksik olmaz. Kılıflı kalp, kâfirin kalbidir. Tersine dönmüş kalp, hakikati tanıyıp sonra inkâr eden münafığın kalbidir. Sadece dış yüzeyden ibaret kalp ise içinde iman ve nifak bulunan kalptir. Bu kalpteki iman, temiz suyla beslenen bir bitki gibi, nifak ise işin irin ve kanla beslenen bir yara gibidir. Artık hangi özellik diğerine baskınsa, kalbe o galip gelir.” (Ahmed b. Hanbel, 111/17).
Vücuda kan pompalayan kalp ne kadar önemli ve hayati ise, manevi hayatımıza yön veren ve nazargâh-ı ilahi olan kalp de o denli önemlidir. İkisi için de hastalıklar söz konusudur. Hz. Peygamber bu hastalıklar üzerinde çok durmuştur. Bencillik, haset, kibir, tepeden bakma, kin besleme, vefasızlık, cimrilik, açgözlülük gibi manevi hastalıkların tedavisi fevkalade önemlidir. Kötü hasletlerle paslanmış kalp, ölmüş kalptir. Mehmet Akif, imansız kalbi sinede bir yük olarak görmüş ve şöyle demiştir:
İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür,
İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.
KALBİN BOZULMASININ TOPLUMSAL YANSIMALARI
Kur'an-ı Kerim'de selim olmayan kalp çeşitli sıfatlarla tanımlanmıştır. Paslanmış, sapmış, hastalanmış, katılaşmış, perdelenmiş, körleşmiş, kilitlenmiş, mühürlenmiş gibi sıfatlar, bu türlü kalplerin ölmüş olduğunu ifade etmektedir.
Kalbi diri tutacak olan hasletler vardır. İman, akıl, sevgi, merhamet, ibadet, nedamet gibi hasletler kalbin diri olduğunun alametleridir. Başkalarının acısını duymak, sevgi ve üzüntüyü paylaşmak insan olmanın şerefidir. Tolstoy'un şu sözünü unutmuyoruz: “İnsan acı duyarsa diridir, başkasının acısını duyarsa insandır.”
Baştaki ayette (Bakara, 74) taşlardan daha da katı kalplerden bahsetmiş, bu kalplerin İsrailoğullarına ait olduğu belirtilmiştir. Sebep hususi de olsa, lafzın umumi oluşu herkesin bu türlü kalpler taşıyabileceğini göstermektedir.
Başta Yahudiler olmak üzere günümüz insanının dünyevileşmesi, medenilik yerine bedenîleşmesi, kalpsizleşmesi ve taşlaşması bütün problemlerin birinci sebebidir. Irkçılık, çıkarcılık, açgözlülük, inançsızlık, insafsızlık, dünyamızı yangın yerine çevirmekte, topyekün bir intihara doğru sürüklenmektedir.
Leş başında savaşan, didişen vahşi yırtıcı hayvanlar gibi dünya nimetlerini elde etme savaşı veren, sözüm ona insanlar, vahşette sırtlanları geçmektedir. Aşktan, sevgiden, merhametten gittikçe mahrum bir dünyada yaşıyoruz. Sevgi ve merhametin sıcaklığından nasipsiz olanlar, buz gibi soğuk ve donuk bir dünya oluşturdular. Donmamak için sevgi güneşinin doğmasını bekliyor.
Kaynak: Ali Rıza Temel, Altınoluk Dergisi, Sayı: 484









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!